Türkiye’de değişim neden bir türlü kök salamıyor? Neden her kriz yeni bir umut değil, yeni bir hayal kırıklığı üretiyor? Bu soruların yanıtı halkta değil; halk adına konuşup risk almayanlarda kendilerine çeki düzen vermesi gerekiyor. Ortak bir duygu oluşturmak gerekiyor.
Halk Değil, Kibirli Bakış Sorgulanmalı
Türkiye’de değişim ve dönüşüm tartışmaları çoğu zaman yanlış bir yerden başlıyor. Halkın inancı, kültürü ya da yaşam tarzı hedefe konuluyor. Oysa bu yaklaşım, hem kolaycı hem de kibirlidir. Halk ne gericidir ne de yobaz. Halk, emeğiyle yaşayan, hayatın yükünü sırtlanan, güvencesizlik içinde ayakta kalmaya çalışan büyük çoğunluktur.
Asıl sorun şuradadır: Emeğin iktidarı, sınıfsal bir meseledir. Ve sınıfsal meseleler, konfor alanlarından yönetilemez.
Konfor Alanlarından Devrim Çıkmaz
Egemen iktidarın sunduğu güçten, imkândan ve ayrıcalıklardan vazgeçmeden; halkın yanında saf tutulmasını beklemek gerçekçi değildir. Çünkü iktidar sadece bir yönetme biçimi değil, aynı zamanda güvenli alanlar ve alışılmış bir yaşam tarzıdır. Bu alanları terk etmek risk ister. Risk almak ise bedel ödemeyi gerektirir. Bugün tam da bu noktada, derin bir samimiyet krizi yaşanmaktadır.
Fedakârlığı Aşağıdan İsteyen Siyaset
İşçi sınıfı ya da halk adına konuşup hiçbir risk almayanlar; bedel ödemeyenler; fedakârlığı sürekli aşağıdan talep edip kendi konforunu titizlikle koruyanlar, değişimin öznesi olamaz. Onların savunduğu şey dönüşüm değil, mevcut düzenin rötuşlanmasıdır. Düzen değişsin isterler ama kendi düzenleri bozulmasın isterler. Ayrıcalıklar sorgulanmasın, alışılmış yaşam tarzı sarsılmasın, küçük dünyaları çatlamasın isterler.
Gerçek Değişim Bedel Ödemeyi Göze Almaktır
Oysa tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Gerçek değişim, konforun terk edilmesiyle başlar. Emeğin iktidarı, fedakârlığı tek taraflı dayatan bir siyaset değildir. Tam tersine, bedeli birlikte ödemeyi göze alan bir siyasal ve ahlaki duruştur. Halktan cesaret bekleyip kendisi risksiz kalanların çağrısı karşılık bulmaz. Çünkü halk samimiyeti tanır; kimin gerçekten yanında durduğunu, kimin yalnızca onun adına konuştuğunu ayırt eder.
Sınıfsal Perspektif Olmadan Dönüşüm Mümkün Değil
Türkiye’de değişim ve dönüşüm ancak sınıfsal bir perspektifle zemin bulur. Emeği merkeze alan, halkı küçümsemeyen, inancı ve kimliği değil sömürü düzenini hedef alan bir siyasetle mümkündür bu. Tepeden bakan değil, yan yana duran; kürsülerden seslenen değil, hayatın içinde olan bir siyasetle…
Birlikte Risk Almadan Gelecek Kurulmaz
Yeni bir dünya, eski alışkanlıklarla kurulmaz. Yeni bir gelecek, bedelsiz inşa edilmez. Emeğin iktidarı; cesaret, samimiyet ve ortak fedakârlık isteyen tarihsel bir sorumluluktur. Eğer gerçekten birlikte bir gelecek inşa edilecekse, önce konforlu alanlardan vazgeçmek gerekir. Aksi halde konuşulan şey değişim değil, yalnızca ertelenmiş bir umuttur.





