Bu siteyi kullanarak Gizlilik Sözleşmesi ve Bilgi Güvenliği Politikası'nı onaylamış olursunuz.
Kabul Et
Sahi GündemSahi GündemSahi Gündem
Bildiri
Yazı Tipi BoyutlandırıcıAa
  • Yazarlar
  • Siyaset
  • Emek-Çalışma Hayatı
  • Dünya
  • Ekonomi
Okuma: SINIF SİYASETİNDEN HİZİP SİYASETİNE: SENDİKAL HAREKETİN YÖN KAYBI
Paylaş
Yazı Tipi BoyutlandırıcıAa
Sahi GündemSahi Gündem
  • Yazarlar
  • Siyaset
  • Emek-Çalışma Hayatı
  • Dünya
  • Ekonomi
Ara
  • Yazarlar
  • Siyaset
  • Emek-Çalışma Hayatı
  • Dünya
  • Ekonomi
Mevcut bir hesabınız var mı? Giriş Yap
Bizi Takip Edin
Yazarlar

SINIF SİYASETİNDEN HİZİP SİYASETİNE: SENDİKAL HAREKETİN YÖN KAYBI

Son güncelleme: 17/06/2026 08:41
Yıldırım Kaya
Yayımlandı 17/06/2026
Paylaş
Paylaş

Türkiye’de işçi sınıfının ve kamu emekçilerinin sendikal mücadelesi, özellikle 12 Eylül askeri faşist darbesinden sonra ağır bir tasfiye sürecinden geçirilmiştir. Sendikalar kapatılmış, yöneticileri yargılanmış, grevler yasaklanmış, örgütlenme hakkı büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Ancak bütün bu baskılara rağmen işçiler ve emekçiler mücadeleden vazgeçmemiştir.

Özellikle kamu emekçileri, “devlet memuru sendika kuramaz” anlayışını fiili ve meşru mücadeleyle yırtıp atmıştır. Yasaların olmadığı bir dönemde sendikalar kurulmuş, iş bırakmalar gerçekleştirilmiş, meydanlar doldurulmuş ve sonunda iktidarlar kamu emekçilerinin sendikal varlığını kabul etmek zorunda kalmıştır.

Bu mücadelelerin temelinde sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışı vardı.

Sınıf ve kitle sendikacılığı; emekçilerin ekonomik, demokratik ve özlük haklarını savunurken hiçbir siyasi partinin, hiçbir iktidarın ve hiçbir siyasal odağın arka bahçesi olmamayı esas alır.

Sendikalar elbette siyasetle ilgilenir; çünkü ücret de siyasidir, vergi de siyasidir, çalışma yaşamı da siyasidir, emeklilik de siyasidir. Ancak sendikaların görevi herhangi bir siyasi partinin iç mücadelelerinde taraf olmak değil, emekçilerin ortak çıkarlarını savunmaktır.

Bugün dönüp baktığımızda ise önemli bir sorunla karşı karşıyayız.

Türkiye’de milyonlarca işçi ve kamu çalışanı bulunmasına rağmen sendikalaşma oranları hâlâ yetersizdir. Özellikle özel sektörde çalışan milyonlarca emekçi sendikasızdır. Taşeronlaşma, güvencesiz çalışma, düşük ücretler, ağır vergi yükleri ve giderek derinleşen yoksulluk emekçilerin hayatını kuşatmaktadır.

Buna rağmen sendikal hareketin önemli bir bölümü enerjisini bu sorunları aşacak örgütlenme hamlelerine değil, güncel siyasi tartışmalara ve siyasal saflaşmalara harcamaktadır.

Bugün milyonlarca emekçi geçim derdiyle mücadele ederken, barınma krizinin altında ezilirken, alım gücü her geçen gün düşerken ve örgütsüzlük yaygınlaşırken bazı sendikalar işyerlerinden çok siyasi parti gündemleriyle ilgilenmektedir.

Oysa sendikaların başarısı taraf oldukları siyasi kamplarla değil, örgütledikleri işçiler ve kamu emekçileriyle ölçülür.

Bir sendikanın gücü sırtını dayadığı siyasi hiziplerden değil, işyerlerindeki örgütlülüğünden gelir.

Eğer bir sendika işçinin sofrasındaki ekmeği büyütemiyor, çalışma koşullarını iyileştiremiyor, yeni işyerlerinde örgütlenemiyor ama her gün siyasi pozisyon açıklıyorsa, ortada ciddi bir yön kaybı vardır.

Burada yalnızca çalışanları suçlamak kolaycılık olur.

Elbette işten atılma korkusu, baskılar, güvencesizlik ve yoksulluk sendikalaşmanın önünde ciddi engellerdir. Ancak sendikal hareketin kendi iç sorunlarını görmezden gelmesi de mümkün değildir.

Emekçiler neden sendikalardan uzaklaşıyor?
Neden sendikalar toplumun geniş kesimlerinde eskisi kadar güven yaratamıyor?
Neden sendikalar işçinin ve emekçinin ilk başvuru adresi olmaktan giderek uzaklaşıyor?

Bu sorulara dürüstçe yanıt vermeden sendikal hareketin geleceğini tartışamayız.
Özellikle son yıllarda bazı sendikal yapılarda, geçmişte eleştirilen anlayışların benzerlerinin ortaya çıktığını üzülerek görüyoruz.

Dün devlet güdümlü sendikacılığı eleştirenler, bugün kendi sendikalarını farklı siyasal hesapların parçası haline getirebiliyor.
Dün siyasi partilerin arka bahçesi olmayı reddedenler, bugün yalnızca partiler arasında değil, partilerin kendi iç hizip mücadelelerinde bile taraf haline gelebiliyor.

Bazı sendikal yöneticiler emekçilerin temsilcisi gibi değil, adeta belirli siyasi çevrelerin sözcüsü gibi davranabiliyor.

Oysa sendika binası parti il binası değildir.
Sendika genel kurulu parti kongresi değildir.
Sendika yöneticisi de herhangi bir siyasi hareketin profesyonel temsilcisi değildir.
Emekçilerin aidatlarıyla ayakta duran kurumlar, siyasi kariyer inşa etme alanlarına dönüştürülemez.

Sendikaların görevi emekçileri herhangi bir siyasi grubun yanında saflaştırmak değil, ortak çıkarları etrafında birleştirmektir.

Hiçbir sendika ve hiçbir sendika yöneticisi üyelerinin tamamı adına herhangi bir siyasi partinin iç tartışmalarında taraf olma hakkına sahip değildir.

Kişiler kendi siyasal görüşlerini açıklayabilir.
Kişiler kendi tercihlerine göre tutum alabilir.
Ancak hiç kimse sendikanın tüzel kişiliğini kendi siyasal tercihlerinin aracı haline getiremez.
Çünkü sendikaların meşruiyeti makamlardan değil, üyelerinden gelir.

Sendikaların gücü söylemlerden değil, mücadele tarihinden gelir.

Sendikaların itibarı açıklamalarından değil, bedel ödeyen emekçilerin yarattığı birikimden gelir.

Bu nedenle sendika yöneticilerinin temel sorumluluğu sendikaların mücadele çizgisini korumaktır.

Üyelerin temel sorumluluğu ise yöneticileri sorgulamaktan vazgeçmemektir.

Sendikaya üye olmak, yöneticilere kayıtsız şartsız biat etmek değildir.

Tam tersine, sendikanın ilkelerine sahip çıkmak ve gerektiğinde yöneticileri eleştirebilmektir.

Sendikal demokrasi bunu gerektirir.

Bugün Türkiye’nin temel sorunu sendikaların yeterince siyasi olmaması değildir.

Asıl sorun, sendikaların sınıf siyasetinden uzaklaşıp hizip siyasetinin içine sürüklenmesidir.

Çünkü sınıf siyaseti işçinin ücretini konuşur.

Sınıf siyaseti vergi adaletini konuşur.

Sınıf siyaseti çalışma koşullarını konuşur.

Sınıf siyaseti örgütlenmeyi büyütür.

Hizip siyaseti ise kişileri konuşur.

Hizip siyaseti kamplaşmayı büyütür.

Hizip siyaseti emekçileri ortak talepler etrafında birleştirmek yerine ayrıştırır.

Bugün kişisel hesapları örgütsel mesele haline getirenler, yarın örgütlerine en büyük zararı vermiş olacaklardır.

Bugün kısa vadeli siyasal kazançlar uğruna sendikal bağımsızlığı zedeleyenler, yarın emekçilerin güvenini kaybedeceklerdir.

Ve unutulmamalıdır ki bu sendikalar kolay kurulmadı. Bu örgütler bedelsiz büyümedi.

Cezaevleri, sürgünler, işkenceler, soruşturmalar, ihraçlar ve işten atılmalar pahasına yaratılan bir mücadele geleneği vardır.

Bu geleneğe saygı duymanın yolu, sendikaları siyasi hesapların değil emek mücadelesinin adresi haline getirmektir.

Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla örgütlenmedir.

Daha fazla siyasi saflaşma değil, daha fazla dayanışmadır.

Daha fazla hizipleşme değil, daha fazla sınıf bilincidir.

Sendikalar yeniden işçinin, emekçinin, öğretmenin, memurun ve kamu çalışanının gerçek kürsüsü haline gelmelidir.

Çünkü sendikaların asli görevi kişileri savunmak değil, emeği savunmaktır.

Ve emek mücadelesi hiçbir siyasi hesabın gölgesine sığmayacak kadar büyük bir mücadeledir.

Gelecek; hiziplerin değil, sınıf ve kitle sendikacılığının, fiili ve meşru mücadelenin olacaktır.

17 Haziran 2026
Yıldırım Kaya

Ayrıca Şunları da Beğenebilirsiniz

Bayramı Bayram Gibi Yaşamak

6 Kasım YÖK…

Gençlerin sesinden rahatsız oluyorlar 

Eğitimde Alarm Zilleri Çalıyor: Nitelik Krizi, Sayısal Büyümeyi Gölgede Bıraktı

PKK’nın Silah Bırakması ve Erdoğan’ın “Tarihsel Açıklaması”

Bu Yazıyı Paylaşın
Facebook Whatsapp Whatsapp
Bir Yorum Bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

HABERLER

Toplumsal Ruh Hali, Yeni Vatandaşlık Sözleşmesi ve Barışın Geleceği

Sahi Gündem
Sahi Gündem
20/06/2026
Kaya’dan LGS Eleştirisi: “Asıl Sorun Güvenlik Değil, Eğitimdeki Eşitsizlik”
CHP’li Yıldırım Kaya’dan Öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın Ölümüne İlişkin Soruşturma Çağrısı
CHP GENEL BAŞKANI KILIÇDAROĞLU’NDAN KARARLI DURUŞ: “OMUZ OMUZA DURMA VAKTİDİR!”
CHP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya’dan YÖK’e Sert Tepki: “Kamusal Eğitim Daraltılıyor, Paralı Eğitim Teşvik Ediliyor”
Önceki Sonraki

BİZİ TAKİP EDİN

FacebookBeğeni
XTakip
InstagramTakip
YoutubeAbone

YAZARLAR

Mehmet Bekaroğlu
Yıldırım Kaya
Mehtap Yücel
Zeki Kılıçaslan
Yıldırım Öztürk

Kategoriler

  • Yazarlar
  • Haber
  • Siyaset
  • Emek/Sendika
  • Dünya
  • Ekonomi

SAHİ

2025 © Her Hakkı Mahfuzdur.

Bize Yazın

Herhangi bir konu hakkında bize yazabilirsiniz.

bilgi@sahigundem.com

© Sahi Gündem. Tüm Hakları Saklıdır.
Tekrar Hoşgeldin!

Hesabınıza giriş yapın

Kullanıcı Adı veya E-posta
Şifre

Şifreni mi unuttun?