Sosyal Adalet Derneği/Hareketi (SAHİ) tarafından düzenlenen “Ortadoğu’da Emperyalist, Siyonist Müdahaleler ve Direniş: Barış ve Demokratik Bir Gelecek Arayışı” üst başlıklı sempozyum, 12.04.2026 günü Fatih Ali Emiri Efendi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Sempozyum, Ortadoğu’da toplumlar arası dayanışma konusunda mütevazı fakat anlamlı bir başlangıç olarak değerlendirildi.

Sosyal Adalet Hareketi ve ağırlıklı olarak İstanbul’da bulunan Mısırlı toplum gruplarının birlikte düzenlediği toplantı, Ali Emiri Kültür Merkezi’nde 12 Nisan 2026 tarihinde geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Çeşitli mazeretler nedeniyle programda yer aldığı hâlde katılamayan bazı konuşmacılar olsa da, toplumun farklı kesimlerinden ve farklı siyasi kanatlardan kişilerin toplumlarımız arası dayanışma amacıyla konuyu birlikte ele almaları oldukça anlamlıydı.
Sempozyumun “Ortadoğu’da Saldırılar, Direniş ve Dayanışma” başlıklı ilk oturumunun başkanlığını Zeki Kılıçaslan yürüttü.
Bu oturumda DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Mehmet Kamaç, bölge ülkelerinin ve halklarının mezhebi, dini ve etnik farklılıklarının eşit şekilde tanınması temelinde birlikte yaşama kültürünü gerçekleştirme dışında başka bir yolları olmadığını vurguladı. Aynı oturumda konuşan Saadet Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Kaya ise Müslüman ülkelerin içinde bulundukları kötü durumdan çıkışının en temel yolunun, hangi mezhebi kesimden ya da dünya görüşünden olursak olalım emperyalist ve siyonist saldırılara karşı birlikte durmak ve toplumlarımızın gelişimi için ortak hareket etmek olduğunu ifade etti.
Bu oturumun son konuşması Müslüman Kardeşler Şura Konseyi Üyesi Medhat Elhaddad tarafından yapıldı. Elhaddad’ın konuşmasındaki en dikkat çekici yön, emperyalizmin ve siyonizmin her türlü saldırı ve dolaylı etkileriyle Müslüman ülke yöneticilerinin önemli bir kısmını etkileyip kontrol altına almış olsalar da, halkların yöneticilerden farklı olarak direnişi sürdürdüklerini vurgulamasıydı. Oturum başkanı Zeki Kılıçaslan, oturum sonunda Elhaddad’ın bu vurgusuna değinerek emperyalizme karşı direnişin ancak halkı siyasete katan demokratik yöntemlerin esas alınmasıyla mümkün olacağına dikkat çekti.
Sempozyumun ikinci oturumu “Mısır ve Tunus’ta Demokrasi Tecrübesi: Devrim, Karşı Devrim ve Toplum” başlığıyla gerçekleştirildi. Oturum başkanlığını Fatma Öngel yaptı.
Fatma Öngel’in açış konuşmasında Müslüman dünyadaki tüm sorunların yanında kadınların problemlerine yaptığı vurgu dikkat çekici ve anlamlıydı. Mursi Demokrasi Vakfı temsilcisi ve gazeteci Mohammed Gamal, konuşmasında Mısır ve Tunus’ta Arap Baharı döneminde halkın oyları ve desteğiyle iktidara gelen hükümetlerin dış ve iç baskı güçleri tarafından darbeyle devrilmesi ve on binlerce kişinin tutuklanması sürecine dikkat çekti. Bu oturumun ikinci konuşmacısı Mısırlı siyaset bilimci Muhammed Elbaz ise her iki ülkede de toplumsal güçlerin ve siyasetin bu tür değişimlere yeterince hazırlıklı olmadığını vurguladı. Bu açıdan Tunus’un daha ileride olduğunu ancak buna rağmen hem Tunus’ta hem de Mısır’da devlet kurumlarının durumu, iktidara ortak olan siyasal yapıların yeterlilikleri ve diğer yapılarla diyalog geliştirme konularında ciddi eksiklikler bulunduğunu ifade etti. Yeni bir fırsata bu açılardan şimdiden hazırlanılması gerektiğini belirtti. Oturumun son konuşmacısı akademisyen Levent Korkut idi.
Sempozyumun son oturumu “Ortadoğu’nun Geleceği: Çatışmalar, Gerilimler ve Barış İçin Ortaklıklar” başlığı altında gerçekleştirildi. Oturum başkanlığını Türkiye’de bulunan Mısır Dernekleri Federasyonu Başkanı Mustafa Özdemir yaptı.
Akademisyen Yıldız Önen, konuşmasında geçmişten farklı olarak gerek Gazze’deki soykırım gerekse İran’a yönelik saldırılar konusunda Batı’da birçok ülke hükümeti ve halklarının, hatta ABD’de önemli kesimlerin bu saldırılara karşı durduğunu ve İsrail’in giderek yalnızlaştığını vurguladı. Önen ayrıca küresel emperyalist güçlere karşı dururken kendi despotik yönetimlerimize karşı mücadelenin de kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti. Oturumun ikinci konuşmacısı sosyal bilimci ve yazar Ali Bulaç idi. Bulaç, bugün Müslüman toplumların yaşadıkları sorunları, bunların kök nedenlerini ve bu durumdan çıkış için gerekli yaklaşımları maddeler hâlinde dile getirdi. Çözüm önerisinin temelini “Medine Vesikası” temelindeki farklılıklarla birlikte yaşama anlayışına dayandırdı. Bulaç’ın çözüm önerisinde vurguladığı “hakim” değil “hakem” olan yönetici anlayışı ve gelecekte çözümü birlikte sağlayacak kesimleri ifade ederken kullandığı “Müslümanlar, Sosyalistler ve Katolikler” vurgusu dikkat çekiciydi.
Oturumun son konuşmacısı Müslüman Kardeşler Basın Sözcüsü Talat Fehmi idi. Talat Fehmi, bölge ülkelerinde ve özelde Mısır’daki sorunlara değinerek baskı altındaki kesimlerin durumunu ele aldı ve gelecek için birlikte çalışılması gereğine vurgu yaptı.
Sempozyum, Zeki Kılıçaslan ve Mustafa Özdemir’in teşekkür konuşmaları ve birlikte çalışmaya devam edileceği yönündeki vurgularıyla sona erdi.






