GİRİŞ
Türkiye ile ABD arasındaki savunma ilişkileri, son yıllarda S-400 hava savunma sistemi tedariki sonrasında uygulanan CAATSA yaptırımları nedeniyle önemli ölçüde daralmıştır. Buna karşın son dönemde, Türkiye’nin geliştirdiği Millî Muharip Uçak KAAN programında kullanılacak General Electric F110 motorlarının tedarikine ilişkin temasların yeniden gündeme gelmesi, iki ülke arasındaki savunma iş birliğinde sınırlı ancak stratejik bir normalleşme zemini oluşturabileceğine işaret etmektedir.
Son dönemde yaşanan gelişmeler, yalnızca savunma sanayii alanındaki teknik iş birlikleri açısından değil, Türkiye-ABD ilişkilerinin yeniden tanımlanma süreci bakımından da dikkat çekmektedir. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında değişen Avrupa güvenlik mimarisi, Karadeniz’in artan stratejik önemi ve NATO’nun güney kanadında ortaya çıkan yeni güvenlik ihtiyaçları, Türkiye’nin jeostratejik konumunu Washington açısından yeniden ön plana çıkarmıştır. Bu analiz, söz konusu gelişmeleri CAATSA yaptırımları, KAAN programı ve Türkiye-ABD savunma ilişkilerinin geleceği bağlamında değerlendirmektedir.
GÜNCEL GELİŞME
Son dönemde uluslararası basına yansıyan haberlerde, ABD yönetiminin KAAN savaş uçağının ilk bloklarında kullanılacak General Electric F110 motorlarının ihracatına yönelik süreci değerlendirdiği belirtilmektedir. Söz konusu gelişme, F-35 programına ilişkin devam eden hukuki ve siyasi belirsizliklerden farklı olarak, mevcut savunma sanayii iş birliğinin sürdürülebileceği teknik alanlara odaklanılması bakımından önem taşımaktadır. KAAN’ın ilk prototiplerinde F110 motorlarının kullanılması öngörülürken, programın ilerleyen safhalarında tamamen yerli motor altyapısına geçilmesi hedeflenmektedir.
HUKUKİ VE STRATEJİK ARKA PLAN
Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasının ardından yürürlüğe giren CAATSA yaptırımları, iki ülke arasındaki savunma sanayii iş birliğinde önemli kısıtlamalara neden olmuştur. Aynı süreçte ABD Kongresi tarafından kabul edilen düzenlemeler, Türkiye’nin F-35 programına yeniden katılımını hukuken de zorlaştırmıştır.
Buna karşılık KAAN kapsamında yürütülen motor tedariki, mevcut yaptırımlardan bağımsız olarak ihracat lisansları çerçevesinde değerlendirilen teknik bir süreç niteliği taşımaktadır. Bu durum, tarafların siyasi anlaşmazlıkları tamamen çözememiş olsalar dahi belirli savunma projelerinde kontrollü iş birliğini sürdürebileceklerini göstermektedir. Bununla birlikte son dönemde ortaya çıkan gelişmeler, CAATSA yaptırımlarının hukuki varlığını korumasına rağmen uygulamada daha esnek bir yaklaşımın benimsendiğine işaret etmektedir. Bu durum, yaptırımların tamamen kaldırılmasından ziyade, ABD’nin ulusal güvenlik ve ittifak öncelikleri doğrultusunda belirli alanlarda kontrollü iş birliğine alan açmayı tercih ettiğini göstermektedir.
STRATEJİK DEĞERLENDİRME
KAAN programı, Türkiye’nin savunma sanayiinde teknolojik bağımsızlık hedefinin en önemli projelerinden biridir. F110 motorlarının kullanılması, yerli motor geliştirme süreci tamamlanıncaya kadar program takviminin korunmasına katkı sağlayabilecek geçiş çözümü niteliğidir.
- Sonuç olarak mevcut veriler, ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikasında “yaptırım ve dışlama” anlayışından tamamen vazgeçildiğini göstermemekle birlikte, “kontrollü angajman ve stratejik yönetim” modeline geçiş yönünde güçlü işaretler ortaya koymaktadır. PDF
- ABD açısından General Electric F110 motorlarının ihracatına yönelik olumlu yaklaşım, yalnızca teknik bir ihracat lisansı olarak değerlendirilmemelidir; bu gelişme Washington’ın daha pragmatik bir yaklaşıma yöneldiğinin önemli göstergelerinden biridir. PDF
- Son dönemde Türkiye ile yeniden geliştirilen savunma diyaloğu, Washington’ın NATO’nun güney kanadındaki stratejik dengeyi yeniden daha sürdürülebilir bir zemine oturtma arayışının işaretlerinden biri olarak değerlendirilebilir. PDF
- ABD’nin son dönemde attığı adımlar yalnızca ikili ilişkiler çerçevesinde okunmamalıdır; Rusya’nın Karadeniz’deki varlığı ve NATO’nun güney kanadında caydırıcılığın güçlendirilmesi ihtiyacı Türkiye’nin stratejik önemini yeniden artırmıştır. PDF
- ABD menşeli motorların kullanılması, KAAN’ın gelecekte ihracatı ve bakım-idame süreçlerinde belirli ölçüde dış onay mekanizmalarına bağlılık riskini beraberinde getirmektedir. PDF
- Türkiye artık yalnızca savunma ürünleri ithal eden bir ülke değil; kritik teknolojiler geliştiren, üreten ve dost ülkelere ihraç eden bir aktör hâline gelmiştir. PDF
- Son gelişmeler, Türkiye-ABD savunma ilişkilerinde yeni dönemin kapsamlı bir normalleşmeden ziyade, karşılıklı çıkarların örtüştüğü alanlarda kontrollü ve kademeli iş birliği modeli üzerinden ilerleyebileceğini göstermektedir. PDF
SONUÇ VE OLASI SENARYOLAR
Mevcut tablo, CAATSA yaptırımlarının ve ABD Kongresi’nin yaklaşımının kısa vadede değişmesinin beklenmediğine işaret etmektedir. Bu nedenle iki ülke arasındaki savunma ilişkilerinin kapsamlı bir normalleşmeden ziyade belirli teknik alanlarda yürütülecek kontrollü iş birlikleri üzerinden şekillenmesi daha olası görünmektedir.
Bununla birlikte son dönemde yaşanan gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Halkbank davasının sonuçlanması ile KAAN programında kullanılacak motorların ihracat sürecindeki ilerleme, Washington’ın Türkiye ile ilişkilerinde kriz yönetiminden kontrollü normalleşmeye dayalı yeni bir yaklaşımı test ettiğine işaret eden önemli göstergeler olarak değerlendirilebilir. Bu çerçevede KAAN programında kullanılacak motorların tedariki, taraflar arasında güvenin yeniden tesis edilmesine katkı sağlayabilecek sınırlı ancak stratejik öneme sahip bir iş birliği alanı olarak öne çıkmaktadır.
Diğer taraftan, Türkiye’nin temel stratejik hedefi yalnızca belirli platform veya alt sistemlere erişim sağlamak değildir. Esas hedef; kritik savunma teknolojilerinde tam bağımsızlığı sağlayacak millî ekosistemi tamamlamak, NATO’nun güney kanadındaki caydırıcılık kapasitesini güçlendirmek ve daha dengeli bir güvenlik ortamının oluşturulmasıdır. Türkiye açısından uzun vadeli hedef ise kritik savunma teknolojilerinde dışa bağımlılığı azaltarak tamamen yerli motor kabiliyetine ulaşmaktır. Gelinen nokta itibariyle mevcut düzenlemeler, “kontrollü angajman ve stratejik yönetim” modeline geçiş yönünde güçlü işaretler ortaya koymaktadır.





