Bugün burada, Türkiye’nin artık görmezden gelinemeyecek ağır bir gerçeğiyle yüz yüzeyiz.
Bugün burada, yüreğimizde derin bir acı, büyük bir öfke ve tarihsel bir sorumluluk duygusuyla konuşuyoruz.
Bu ülkenin evlatları sabah okula giderken hayal kurarak yola çıkmalıydı. Öğretmenlerimiz sınıflarına umut taşımak için kapıdan girmeliydi.
Ama bugün ne yazık ki bambaşka bir Türkiye ile karşı karşıyayız.
Daha dün Şanlıurfa’da yaşanan okul saldırısının acısı tazeyken, bugün Kahramanmaraş’ta yaşanan vahşette 8’i öğrenci, 1’i öğretmen olmak üzere 9 canımızı yitirmiştik; saldırgan öğrencinin de yaşamını yitirmesiyle toplam ölü sayısı 10’a yükselmiştir. Yaralılarımızın durumu endişe vericidir ve daha fazla can kaybı yaşanmasından ciddi biçimde korkuyoruz.
Bu bir ihmal değilse nedir?
Bu bir tesadüf değilse nedir?
Artık açık konuşalım:
Türkiye’de okullar güvenli değildir.
Çocuklarımız güvende değildir.
Öğretmenlerimiz korunmamaktadır.
Hiçbir öğretmen sabah evden çıkarken “işe gidiyorum” demez; okula gidiyorum der.
Çünkü öğretmen bir mesleğe değil, bir geleceğe gider.
Geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza yol gösteren öğretmenlerimizi de, çocuklarımızı da koruyamayan bir eğitim yönetimi başarısızdır.
Bu yaşananlar bireysel bir olay değildir.
Bu yaşananlar, Millî Eğitim Bakanlığı’nın ağır yönetim zafiyetinin sonucudur.
Okul kapılarında güvenlik yok.
Okullarda yeterli psikolojik destek yok.
Akran zorbalığıyla mücadele programı yok.
Risk analizi yok.
Önleyici güvenlik politikası yok.
Ama ne var?
İhmaller zinciri var.
Göz göre göre gelen felaket var.
Siyasi sorumluluktan kaçış var.
Buradan açık ve net söylüyorum:
Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e derhal el çektirilmelidir.
Saraydaki Eğitim Politikaları Kurulu üyeleri de görevlerinde kalamaz; “Bu utancı taşıyamayız” diyerek derhal istifa etmelidir.
Çocuklarımızın tabutları üzerinden görevde kalınamaz. Öğretmenlerin can güvenliği sağlanmadan koltuk korunamaz.
Ayrıca ailelere de açık çağrıda bulunuyorum:
Çocuklarımızın sosyal medya kullanımını, şiddeti özendiren oyunları, uzaktan yönlendiren dijital ağları ve ekran başında maruz kaldıkları içerikleri dikkatle takip etmek artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Televizyon ekranlarında şiddeti, mafyatik ilişkileri, silahı ve suç kültürünü normalleştiren diziler derhal yayından kaldırılmalıdır.
Şiddeti özendiren medya dili çocuklarımızın ruh dünyasını zehirlemektedir.
Ayrıca okul kapılarında uyuşturucu satıcıları ve suç şebekelerinin varlığı artık inkâr edilemez bir boyuta ulaşmıştır. Okul çevreleri acilen güvenlik çemberine alınmalıdır.
Buradan Millî Eğitim Bakanlığı’na somut çağrımızdır:
1-Her 50 öğrenciye en az 1 psikolojik danışman görevlendirilmelidir.
2-Atama bekleyen 25 bin psikolojik danışman / rehber öğretmenin ataması derhal yapılmalıdır.
3-Öğretmen açığı derhal kapatılmalıdır.
4-Okullara profesyonel güvenlik personeli verilmelidir.
5-Akran zorbalığına karşı ulusal eylem planı hazırlanmalıdır.
Okul; korkunun, şiddetin, silahın ve uyuşturucunun girdiği yer değildir.
Okul; bilimin, aklın, güvenin ve geleceğin yuvasıdır.
Bizler çocuklarımız yeniden güvenli okullarda eğitim alana kadar, öğretmenlerimiz huzur içinde ders anlatana kadar, bu ihmallerin siyasi sorumluları hesap verene kadar susmayacağız.





