Bugün Türkiye’de sıkça sorulan bir soru var: İktidar mı zor durumda, yoksa vatandaş mı?
Bu sorunun cevabı pazarda, fabrikada, işyerlerinde, emekli kahvehanelerde ve ay sonunu getirmeye çalışan milyonlarca insanın hayatında saklıdır. Çünkü ekonomik kriz artık rakamlardan ibaret değildir. Kriz; mutfakta eksilen ekmek, ertelenen ihtiyaçlar, ödenemeyen faturalar ve geleceğe dair azalan umut demektir.
Bir zamanlar köyden kente uzanan dayanışma kültürü, zor günlerde insanların birbirine omuz vermesini sağlardı. Bugün ise ekonomik sıkıntılar yalnızca cüzdanları değil, toplumsal dayanışmayı da aşındırmaktadır.
Vatandaş geçinebilmek için bankaların kapısını çalıyor, kredi başvuruları yapıyor, borçla nefes almaya çalışıyor. Ancak birçok kişi bu kapılardan da eli boş dönüyor. İnsanlar çalıştıkları halde yoksullaşıyor, emek verdikleri halde geleceklerini kuramıyor.
Böyle bir ortamda iktidarın önceliğinin ne olduğu sorusu daha da önem kazanıyor. Siyasi gündemin büyük bölümünü rakipler arasındaki tartışmaların, kutuplaştırıcı söylemlerin ve siyasi hesaplaşmaların oluşturması, vatandaşın yaşadığı ekonomik sorunlara çözüm üretmeye yetmiyor.
Vatandaşın temel sorunu göz ardı edilirken, yıllardır mecliste bulunan aynı siyasi aktörlerin bir kez daha meclis koridorlarını adeta bir siyasi gösteri alanına çevirmesi, halkın gerçek gündemini değiştirmiyor. Çünkü vatandaşın derdi; evine nasıl ekmek götüreceği, çocuğunun eğitim masraflarını nasıl karşılayacağı, kirasını nasıl ödeyeceği ve yarına nasıl güvenle bakacağıdır.
Ancak bugün yaşanan tablo karşısında vatandaşın yapması gereken yalnızca şikâyet etmek değildir. Haklarını bilmek, demokratik kanalları kullanmak, sendikalarda, meslek örgütlerinde, derneklerde ve sivil toplum kuruluşlarında örgütlenmek her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.
Demokrasi yalnızca seçim günü sandığa gitmek değildir. Demokrasi; hesap sormak, takip etmek, talep etmek ve yurttaşlık bilinciyle hareket etmektir. Ekonomik sorunların çözümü de ancak bilinçli, örgütlü ve dayanışma içinde hareket eden bir toplumla mümkündür.
Vatandaş umudunu kaybetmemelidir. Çünkü hiçbir ekonomik kriz ve hiçbir siyasi dönem sonsuza kadar sürmez. Ancak değişimin gerçekleşebilmesi için insanların kendi güçlerinin farkına varması gerekir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey; daha fazla kutuplaşma değil, daha fazla dayanışmadır. Daha fazla korku değil, daha fazla cesarettir. Daha fazla sessizlik değil, daha fazla söz söyleme iradesidir.
İktidarlar gelir geçer. Kalıcı olan halkın iradesidir. Bu nedenle vatandaşın önündeki yol; umutsuzluk değil hak aramak, yalnızlaşmak değil dayanışmak, teslim olmak değil demokratik yollarla geleceğine sahip çıkmaktır.
Çünkü bir ülkenin gerçek gücü; makam odalarında değil, hakkını bilen, geleceğine sahip çıkan ve ortak yaşamı birlikte kuran vatandaşlarının iradesindedir.
Sarı sendika ağaları işbirlikçi ve ceo olmuşlar.
Sivil toplum örgütlerin, öncülük yapmaması…
Halkın sessizliği ekonomik krizleri besliyor.
Kriz derinleşiyor. Sessizlik artıyor. Dayanışma yok oluyor. Vatandaşın gündemi ile Siyasetin gündemi arasındaki uçurum var.
İşçi sınıfının ve emekçi halkın umudu sahici gündem…





