Bir toplum bir anda yıkılmaz.
Öyle pat diye çökmez.
Yavaş yavaş gider…
Alışa alışa gider.
Bugün Kahramanmaraş’ta, Şanlıurfa’da okullara yönelik saldırı haberlerini konuşuyoruz.
Kızıyoruz, üzülüyoruz, birkaç gün tartışıyoruz…
Sonra hayat devam ediyor.
Asıl mesele de burada başlıyor:
Her şeye rağmen devam edebilmekte.
Ama durup şunu pek sormuyoruz:
Biz bu noktaya nasıl geldik?
Okul dediğin yer ne?
Çocuğunu gönderdiğin yer.
Geleceğini emanet ettiğin yer.
Eğer orası bile tartışılır hale geliyorsa,
bu sadece bir güvenlik meselesi değildir.
Bu, daha derin bir soruna işaret eder.
Ama bu noktaya bir günde gelinmedi.
Emeklilerin geçim sıkıntısı yaşamasına alıştık.
Yıllarca çalışmış insanların ay sonunu hesaplamak zorunda kalmasına alıştık.
Gençlerin gelecek kaygısına alıştık.
Okuyan, çabalayan birçok gencin belirsizlik hissetmesine alıştık.
İnsanların kendini ifade ederken daha temkinli davranmasına alıştık.
Konuşmadan önce iki kere düşünülmesine alıştık.
Adalet duygusunun zedelenebildiğine dair algıya alıştık.
Benzer durumların farklı sonuçlar doğurabildiğine dair tartışmalara alıştık.
Geçim sıkıntısının yaygınlaşmasına alıştık.
Bazı insanların temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmasına alıştık.
Liyakat tartışmalarına alıştık.
Hak eden ile öne çıkan arasındaki farkın konuşulmasına alıştık.
Toplumsal gerginliğin artmasına alıştık.
İnsanların daha kolay gerilebildiği bir iklime alıştık.
Ve en sonunda…
Kendi hayatımıza çekilmeye alıştık.
Görmemeye, duymamaya, karışmamaya alıştık.
Bu gidiş, ağır ağır su alan bir gemiye benziyor.
Kimse paniklemiyor çünkü gemi hemen batmıyor.
Ama kimse fark etmiyor: Su giderek yükseliyor.
Bütün bunlar üst üste geldiğinde,
bugün yaşananlar ortaya çıkıyor.
Okullara yönelik saldırı haberleri geliyor.
Ve biz üzülüyoruz…
Ama artık eskisi kadar şaşırmıyoruz.
Çünkü alışıyoruz.
Bir toplum, tepki vermeyi bıraktıkça zayıflar.
Ekonomi zaman zaman bozulur, sonra toparlanır.
Tarih bunun örnekleriyle doludur.
Şartlar değişir, dengeler yeniden kurulur.
Ama toplum farklıdır.
Toplum, alıştığı davranışlarla şekillenir.
Adaletsizlik algısına alışan bir toplumda güven zedelenir.
Sürekli susmayı tercih eden bir toplumda sesler azalır.
Korkunun yaygınlaştığı bir ortamda özgürlük hissi daralır.
Ve eğer çocukların gittiği okulların bile tartışma konusu olduğu bir noktaya gelinmişse…
Bu durumun ciddiyetini görmek gerekir.
Bu bir anda ortaya çıkmış bir tablo değildir.
Zaman içinde oluşmuştur.
Ve çoğu zaman,
“buna da alışılır” denilen yerde büyümüştür.
Şimdi belki de en önemli soru şu:
Biz ne zaman bu kadar alıştık?
Ve daha neye alışacağız.





