Bu siteyi kullanarak Gizlilik Sözleşmesi ve Bilgi Güvenliği Politikası'nı onaylamış olursunuz.
Kabul Et
Sahi GündemSahi GündemSahi Gündem
Bildiri
Yazı Tipi BoyutlandırıcıAa
  • Yazarlar
  • Siyaset
  • Emek-Çalışma Hayatı
  • Dünya
  • Ekonomi
Okuma: Zeki Kılıçaslan Yazdı/ Küresel Haydutlar ve Yerel Despotlar Arasında Ortadoğu Halkları
Paylaş
Yazı Tipi BoyutlandırıcıAa
Sahi GündemSahi Gündem
  • Yazarlar
  • Siyaset
  • Emek-Çalışma Hayatı
  • Dünya
  • Ekonomi
Ara
  • Yazarlar
  • Siyaset
  • Emek-Çalışma Hayatı
  • Dünya
  • Ekonomi
Mevcut bir hesabınız var mı? Giriş Yap
Bizi Takip Edin
Haber

Zeki Kılıçaslan Yazdı/ Küresel Haydutlar ve Yerel Despotlar Arasında Ortadoğu Halkları

Sahi Gündem
Son güncelleme: 06/03/2026 20:50
Sahi Gündem
Yayımlandı 06/03/2026
Paylaş
Paylaş

Ortadoğu’nun son yüzyılı, iki ağır gerilim hattı arasında sıkışmış bir tarih olarak okunabilir: dış müdahaleler ve iç despotluklar. Bir yanda küresel güçlerin enerji, güvenlik ve jeopolitik çıkarları; diğer yanda kendi halkları üzerinde tahakküm kuran, çoğu zaman dini, milli ya da güvenlikçi söylemlerle meşruiyet üreten yerel iktidarlar. Bu iki hat, çoğu zaman birbirini besleyerek bölge halklarının kaderini belirlemiştir. Ve şimdi İran özelinde Ortadoğu, yeni bir vahşi saldırı ve savaş sürecine girmiş bulunmaktadır.

Bugün ABD ve İsrail’in saldırıları altında olan İran söz konusu olduğunda, uluslararası hukuk açısından temel ilke açıktır: Bir ülkenin egemenliğine yönelik silahlı müdahale, meşru müdafaa ya da Birleşmiş Milletler kararları dışında hukuken savunulamaz. Devletlerin toprak bütünlüğü ve siyasal bağımsızlığı, modern uluslararası düzenin temel normudur. Bu çerçevede İran’a yönelik tek taraflı askeri saldırıların hukuki meşruiyeti hiçbir şekilde savunulamaz. Ayrıca tarihsel deneyim göstermiştir ki, “insan hakları” ya da “demokrasi” söylemi çoğu zaman jeopolitik çıkarların örtüsü olarak kullanılmaktadır.

İran’da 1953’te Musaddık’a karşı darbe neye yol açtı ?

Nitekim İran örneğinde tarihe baktığımızda, bu argümanları sıfırlayan açık bir gerçeklikle karşılaşırız. İran’da dönemin seçilmiş Başbakanı Muhammed Musaddık, 1951’de petrol sektörünü millileştirme kararı almıştı. İran Meclisi, uzun süredir Anglo-Iranian Oil Company olarak bilinen ve İngilizlere bağlı olan şirketin kontrolündeki petrolü devlete ait kılma kararı aldı ve bu karar halk arasında büyük destek gördü. Bu adım milliyetçi bir rüzgâr yaratmış, Batılı güçler tarafından ise çıkarları açısından stratejik ve ekonomik bir tehdit olarak değerlendirilmiştir.

İngiltere, ekonomik ambargolar, petrol boykotları ve istihbarat faaliyetleriyle Musaddık hükümetini zayıflatmaya çalıştı. Bu baskı sürecine ABD de dahil edildi. Washington yönetimi kampanyayı destekledi ve ardından CIA ile MI6 öncülüğünde “Ajax / TP-Ajax” operasyonu planlandı. Darbenin resmi gerekçesi olarak Musaddık’ın “otoriterleştiği” iddiaları öne sürüldü. Darbe girişiminin ilk aşaması 15 Ağustos’ta başarısız olmuş, Musaddık geçici olarak kontrolü sağlamıştı. Ancak 19 Ağustos 1953’te gerçekleştirilen ikinci darbe Musaddık’ın devrilmesiyle sonuçlandı; yerine General Fazlollah Zahedi başbakan yapıldı ve Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin otoritesi pekiştirildi. ABD ve İngiltere’nin desteğiyle yeniden güçlenen monarşi, Batı yanlısı, anti-komünist bir rejim haline geldi ve 1979 devrimine kadar sürecek otoriter bir döneme girildi. Musaddık hapse atıldı, birçok destekçisi tutuklandı ya da idam edildi.

1953 darbesi, İran’da din–siyaset ilişkilerinin dönüşümünde kritik bir dönüm noktasıdır. Musaddık’ın milliyetçi ve anayasal çizgisi, Şah otoritesini sınırlayan ve yabancı ekonomik nüfuza karşı çıkan bir program içeriyordu. Bu durum geniş toplumsal destek yarattı. Ancak Şii ulema bu süreçte homojen bir blok oluşturmadı. Ayetullah Kaşani gibi bazı dinî liderler Musaddık’ı anti-emperyalist bir figür olarak destekledi ve millileştirme politikasını İslam’ın bağımsızlık ve adalet vurgusuyla uyumlu gördü. Buna karşılık ulemanın bir bölümü Musaddık’ın seküler anayasal çizgisine mesafeli kaldı. Siyasal reformların monarşinin geleneksel meşruiyetini zayıflatabileceği ve laik bir siyasal alanı güçlendirebileceği endişesi, bazı muhafazakâr din adamlarının Şah’a yakınlaşmasına yol açtı.

Ulemanın bağımsız siyasal güç haline gelmesi

Darbe sonrasında milliyetçi ve sol hareketler baskı altına alınırken, ulema görece özerk toplumsal konumunu korudu. 1960’lardan itibaren Şah’ın modernleşme ve sekülerleşme politikalarına karşı gelişen dinî muhalefetin ideolojik zemininde 1953 darbesinin yarattığı hayal kırıklığının önemli bir payı vardır. Bu dış müdahale İran’da anti-emperyalist duyguları derinleştirmiş, Batı’ya karşı güvensizliği artırmış, liberal ve sol muhalefeti zayıflatmış; buna karşılık ulemanın bağımsız bir siyasal muhalefet olarak güçlenmesine zemin hazırlamıştır. 1979’daki İslam Devrimi’nin ideolojik arka planında bu tarihsel kırılmanın izleri belirgindir.

Irak ve Suriye müdahalelerinin gösterdikleri

Ancak mesele yalnızca dış müdahaleler değildir. İran’da, Irak’ta ve Suriye’de rejimlerin otoriter karakteri, baskıcı güvenlik aygıtları, ifade özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalar ve özellikle İran’da kadınların yaşam tarzına yönelik dayatmalar, halkların uzun süredir biriken öfkesini büyütmüştür. İran’daki kadın hareketinin yükselişi, gençlerin ve emekçi kesimlerin zaman zaman sokaklara dökülmesi, rejimin meşruiyet krizinin göstergeleridir. Bu mücadelelerin haklılığı tartışma götürmez; özgürlük, eşitlik ve onur talepleri evrenseldir. Irak’ta Saddam rejiminin baskısı altındaki Şii halkın önemli bir bölümü ve Suriye’de Esad rejiminin baskısı altındaki bazı Sünni kesimler, ABD öncülüğündeki dış müdahaleye umut bağlamış ya da destek vermiştir. Bu, çaresizlik koşullarında ortaya çıkan bir tutumdur. Ancak tarih göstermiştir ki dış müdahaleler kalıcı demokratik düzen üretmemekte; yeni bağımlılık ilişkileri ve yeni çatışmalar doğurmaktadır.

Irak örneği, dış müdahalenin otoriter bir rejimi devirmesine rağmen demokrasi ve istikrar getirmediğini; aksine mezhepsel çatışmaları, devlet çöküşünü ve uzun süreli istikrarsızlığı derinleştirdiğini göstermiştir. Suriye’de dış güçlerin müdahaleleri iç savaşı bölgesel ve küresel bir vekâlet savaşına dönüştürmüş; milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açmıştır. Dış müdahaleler, yerel halkın demokratik özneleşmesini güçlendirmek yerine çoğu zaman onu daha kırılgan hale getirmiştir.

İran bağlamında da benzer bir risk söz konusudur. ABD ve İsrail’in müdahaleleri insan haklarını koruma amacından ziyade İran’ın bölgesel etkisini sınırlama ve kendi güvenlik mimarilerini güçlendirme hedefleriyle bağlantılıdır. Bu tür müdahaleler içerideki demokratik muhalefetin alanını genişletmek yerine milliyetçi refleksleri güçlendirerek rejimlerin “kuşatma altındaki vatan” söylemini tahkim edebilir. Otoriter yönetimler dış tehdidi iç baskının gerekçesi haline getirme eğilimindedir.

Rejimler halklarının mücadelesiyle değişmelidir; bombalarla değil.

Dolayısıyla Ortadoğu halklarının kaderi ne dış müdahalelerin ne de yerel despotlukların insafına bırakılmalıdır. Halkların özgürlük arayışı meşrudur; ancak bu arayışın taşıyıcısı dış askeri güçler değil, o toplumların kendi iç dinamikleri olmalıdır. Rejimler halklarının mücadelesiyle değişmelidir; bombalarla değil.

Gerçekten demokratik bir uluslararası tutum, bu rejimlere askeri ya da ekonomik destek vermemek; insan hakları ihlallerine ve sivil toplum alanının daraltılmasına karşı baskı mekanizmalarını işletmek olmalıdır. Silahlı müdahale ise halkların özneleşme sürecini güçlendirmek yerine çoğu zaman bastırmaktadır.

Ortadoğu’nun trajedisi, “ya emperyalist müdahale ya da yerel otoriterlik” gibi sahte bir ikiliğe indirgenmiştir. Oysa üçüncü bir yol mümkündür: Halkların kendi kaderlerini tayin hakkı. Bu, dış askeri operasyonlarla değil; içerideki toplumsal hareketlerin, kadınların, işçilerin, gençlerin ve demokratik aktörlerin mücadelesiyle hayata geçebilir. Uluslararası toplumun görevi bu mücadeleleri bastıran rejimlerle işbirliği yapmak değil, hukukun üstünlüğünü ve barışı savunmaktır.

Ortadoğu halkları ne emperyal projelerin piyonu ne de yerel despotların tebaasıdır. Onlar, defalarca ayağa kalkmış, bedel ödemiş ve özgürlük talebini dile getirmiş toplumlardır. Emperyalist müdahalelere karşı çıkmak yerel baskıları meşrulaştırmak değildir. Yerel despotluklara karşı çıkmak da dış askeri müdahaleleri haklı kılmaz.

Acil görev; Emperyalist saldırıya karşı durmak, bölgemizde toplumlar arası dayanışma için hareket geçmek!

Dış müdahale,  “ulusal-popüler irade”nin oluşumunu sekteye uğratır. Çünkü bir toplumun farklı sınıf ve kimliklerini ortak bir siyasal proje etrafında birleştirme süreci, dış aktörlerin müdahalesiyle yerini güvenlikçi, mezhepsel veya etnik hizalanmalara bırakır. Bugün ihtiyaç duyulan şey, emperyalist saldırılara net biçimde karşı durmak,halkların iradesine saygı duyan bir uluslararası tutum geliştirmek ve içeride demokratik dönüşümü mümkün kılacak toplumsal birikimi güçlendirmektir.

Ortadoğu halklarının geleceği emperyal hesapların ya da dar, otoriter iktidar çevrelerinin değil; özgürlük, adalet ve onur arayan halkların ellerinde şekillenmelidir. Bunun için bölgemizde ve uluslararası düzeyde barış ve demokratik dayanışma acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

Kaynak: https://sahihareket.com/kuresel-haydutlar-ve-yerel-despotlar-arasinda-ortadogu-halklari-zeki-kilicaslan/

Contents
İran’da 1953’te Musaddık’a karşı darbe neye yol açtı ?Irak ve Suriye müdahalelerinin gösterdikleriRejimler halklarının mücadelesiyle değişmelidir; bombalarla değil.Acil görev; Emperyalist saldırıya karşı durmak, bölgemizde toplumlar arası dayanışma için hareket geçmek!

Ayrıca Şunları da Beğenebilirsiniz

Silivri Önünde Adalet Mesajı: Özgür Özel’den Yargıya ve Eğitim Bakanına Tepki

Eğitimde Çöküş Devam Ediyor!

Fransa’da Parlamento Güçlü Yürütme Karşısında Nasıl Konumlanıyor?

Ortadoğu’da Savaş Senaryosu: ABD’den İran’a Karşı En Büyük Hava Gücü Yığınağı İddiası

Selçuk Kozağaçlı Serbest Bırakıldıktan Saatler Sonra Tekrar Gözaltında

ETİKETLENDİ:ortadoğuSAHİzeki kılıçarslan
Bu Yazıyı Paylaşın
Facebook Whatsapp Whatsapp
Bir Yorum Bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

HABERLER

Zeki Kılıçaslan Yazdı/ Küresel Haydutlar ve Yerel Despotlar Arasında Ortadoğu Halkları

Sahi Gündem
Sahi Gündem
06/03/2026
Yeni Siyasi Denklem Arayışı: AKP–DEM Yakınlaşması İttifaka mı Evriliyor? İttifak Senaryosu Güçleniyor mu?
Küresel Güvenlikte Yeni Eşik: Silahsızlanma İdeali Çökerken Neo-Militarist Denge Yükseliyor
Çin’in Rezerv Stratejisi ve Türkiye İçin Stratejik Anlamı
Yusuf Tekin’den Eğitimde Kapsamlı Değişim Sinyali: Okula Başlama Yaşı, Taşımalı Model ve Kayıt Sistemi Masada
Önceki Sonraki

BİZİ TAKİP EDİN

FacebookBeğeni
XTakip
InstagramTakip
YoutubeAbone

YAZARLAR

Mehmet Bekaroğlu
Yıldırım Kaya
Mehtap Yücel
Zeki Kılıçaslan
Yıldırım Öztürk

Kategoriler

  • Yazarlar
  • Haber
  • Siyaset
  • Emek/Sendika
  • Dünya
  • Ekonomi

SAHİ

2025 © Her Hakkı Mahfuzdur.

Bize Yazın

Herhangi bir konu hakkında bize yazabilirsiniz.

bilgi@sahigundem.com

© Sahi Gündem. Tüm Hakları Saklıdır.
Tekrar Hoşgeldin!

Hesabınıza giriş yapın

Kullanıcı Adı veya E-posta
Şifre

Şifreni mi unuttun?