Hayal edin muhalefet partisi iktidar partisine bağlanmış.
Rakip değil, refakatçi. Alternatif değil, aksesuar. Seçime giriyor ama iktidarı zorlamıyor. Varlığı rekabet için değil, görüntü için.
Hayal edin bütün televizyon kanalları iktidar partisinin eline geçmiş.
Aynı manşetler, aynı cümleler, aynı öfke, aynı övgü. Kanal değiştiriyorsun ama haber değişmiyor. Ekran çoğul değil, çoğaltılmış bir propaganda hattı.
Hayal edin bütün kurumlar ve kuruluşlar iktidar partisinin emrinde.
Yargı karar veriyor ama yönü belli. Denetim yapılıyor ama sınırı çizilmiş. Bürokrasi çalışıyor ama refleksi tek merkezden geliyor. Devlet artık hakem değil, taraf.
Hayal edin toplumun büyük kısmı bunu istemiyor.
Sandıkta huzursuzluk var, evde öfke var, sokakta sessizlik var. Çoğunluk razı değil ama karşı koyacak alan da yok. Çünkü alan kapalı, ses kısık, güç tek elde.
Hayal edin %80 kabul etmiyor ama razı olmak zorunda.
Konuşursa bedel var, susarsa içten çöküş. İnsanlar korkudan değil, çaresizlikten susuyor. Sessizlik rıza diye pazarlanıyor, mecburiyet istikrar diye anlatılıyor.
İşte böyle bir düzende seçim yapılır ama kader yazılmaz.
Muhalefet vardır ama tehdit değildir.
Medya vardır ama gerçek taşımaz.
Kurumlar vardır ama bağımsızlık taşımaz.
Bu demokrasi değildir.
Bu klasik diktatörlük de değildir.
Bu daha sofistike, daha kontrollü ve daha soğuk bir düzendir.
Sandıklı otoriterlik.
Kontrollü siyaset rejimi.
Tek merkezli devlet düzeni.
Gücün oyla değil, alan hâkimiyetiyle korunduğu sistem.
Rakibin yasaklanmadığı ama kazanamayacak hâle getirildiği düzen.
Vatandaşın zincirlenmediği ama etkisizleştirildiği iklim.
Ve en sert gerçek şudur.
Böyle rejimlerde baskı görünmez, sınır görünür.
Hapishane duvarı yoktur ama hareket alanı dardır.
Yasaklar yazılmaz ama herkes nerede duracağını bilir.
Bu yüzden adı bazen konmaz.
Ama hissi nettir.
Devletleşmiş iktidar.
Evcilleştirilmiş muhalefet.
Hizaya alınmış medya.
Sessizliğe alıştırılmış toplum.
İşte böyle bir düzenin adı kitaplarda farklı geçer.
Ama sokakta tek kelimeyle anlatılır.
Tek merkez rejimi.
Tarif edilen tablo, günümüz İran siyasal düzenine dair yapılan analizlerle büyük ölçüde paralellik göstermektedir.
Tartışma artık tanımdan öte, değişimin yönüdür.
Bu yapı içeriden mi kırılır yoksa dış baskı mı belirleyici olur.
Ve en kritik soru.
Amerika bu dengeyi değiştirebilir mi.





