Bu siteyi kullanarak Gizlilik Sözleşmesi ve Bilgi Güvenliği Politikası'nı onaylamış olursunuz.
Kabul Et
Sahi GündemSahi GündemSahi Gündem
Bildiri
Yazı Tipi BoyutlandırıcıAa
  • Yazarlar
  • Siyaset
  • Emek-Çalışma Hayatı
  • Dünya
  • Ekonomi
Okuma: “Ortadoğu’da Barışı Aramak” Sempozyumunda İran’ın Yeni Bölgesel Konumu Masaya Yatırıldı
Paylaş
Yazı Tipi BoyutlandırıcıAa
Sahi GündemSahi Gündem
  • Yazarlar
  • Siyaset
  • Emek-Çalışma Hayatı
  • Dünya
  • Ekonomi
Ara
  • Yazarlar
  • Siyaset
  • Emek-Çalışma Hayatı
  • Dünya
  • Ekonomi
Mevcut bir hesabınız var mı? Giriş Yap
Bizi Takip Edin
Haber

“Ortadoğu’da Barışı Aramak” Sempozyumunda İran’ın Yeni Bölgesel Konumu Masaya Yatırıldı

SAHİ tarafından İstanbul’da düzenlenen uluslararası “Ortadoğu’da Barış Arayışı Sempozyumu”nda İran’ın bölgesel rolü, iç dönüşümü ve yeni Ortadoğu düzenindeki konumu akademisyenler ve uzmanlar tarafından kapsamlı biçimde tartışıldı.

Sahi Gündem
Son güncelleme: 10/12/2025 15:43
Sahi Gündem
Yayımlandı 10/12/2025
Paylaş
Paylaş

Sosyal Adalet Hareketi (SAHİ) tarafından 6–7 Aralık 2025 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen “Ortadoğu’da Barışı Aramak / Seeking Peace in the Middle East” temalı uluslararası sempozyum, bölge ülkelerinden akademisyenleri, siyasetçileri ve uzmanları bir araya getirerek Ortadoğu’nun geleceğine ışık tuttu.

İki gün süren etkinlikte bölgesel güç dengeleri, toplumsal dönüşümler, güvenlik krizleri ve yeni siyasi eksenler kapsamlı biçimde ele alındı.

Sempozyumun 7 Aralık Pazar günü gerçekleştirilen “Toplumsal ve Bölgesel Gelişmelerin Işığında İran ve Yeni Bölgesel Düzenindeki Yeri” başlıklı oturumunda, İran’ın değişen Ortadoğu denklemi içerisindeki konumu tüm yönleriyle tartışıldı.

Oturumun moderatörlüğünde 27. Dönem CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya  yer alırken, panelde Ortadoğu siyaseti uzmanı Hoda Rizk, araştırmacı Hossein Pak, akademisyen-yazar Levent Baştürk ve bölgesel siyaset düşünürü Salahaddin Al-Jourchi konuşmacı olarak yer aldı.

“Ortadoğu yeniden şekillenirken İran bu denklemde nereye düşecek?”

Oturumun açılış konuşmasını yapan Yıldırım Kaya, İran’ın bölgesel konumu, iç siyasi dengeleri ve Ortadoğu’nun yeniden şekillenen jeopolitiği üzerine kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

Yıldırım Kaya, bölgenin dönüşüm sürecinde İran’ın rolünün tartışmasız önemine işaret ederek şu soruyu gündeme taşıdı: “Ortadoğu yeniden şekillenirken İran bu denklemde nereye düşecek? Merkeze mi… Yoksa kenara mı?”

Kaya, İran’ın bölgesel konumunu şu sözlerle değerlendirdi: “Ortadoğu’da İran’ı dışlayan hiçbir düzen kalıcı olamaz. Çünkü İran; nüfusu, tarihsel mirası, ideolojik yapısı ve jeopolitik konumuyla bu coğrafyanın sabit aktörlerinden biridir.”

Ancak İran’ın son yıllarda önemli iç ve dış meydan okumalarla karşı karşıya olduğunu vurgulayan Kaya, ülkenin “bölgesel bir güçten, iç krizlerini yönetmekte zorlanan bir yapıya dönüştüğünü” ifade etti.

Toplumsal huzursuzluk ve kimlik talepleri öne çıkıyor

Kaya, İran’ın iç dinamiklerini anlamadan bölgedeki rolünün analiz edilemeyeceğini belirterek şunları söyledi: “Bugün İran’da toplum; sistemi destekleyen değil, onu zorlayan bir noktadadır. 1979 Devrimi’nin vaat ettiği adalet, refah, özgürlük ve eşitlik… geniş halk kitleleri açısından artık karşılıksızdır.”

Seçim sisteminin halk için bir değişim aracı olmaktan çıktığını vurgulayan Kaya, “daha az kötüye razı olma” anlayışının toplumda yerleştiğini söyledi. Ayrıca etnik kimlik taleplerinin giderek belirginleştiğini dile getirerek şu ifadeleri kullandı: “Azerbaycan Türkleri, Kürtler, Beluciler ve Arap toplulukları, yalnızca kimlik talep etmiyor; eşit vatandaşlık, kültürel temsil ve siyasal tanınma istiyor.”

“Zengezur ve Orta Koridor, İran için jeopolitik kuşatma algısı yaratıyor”

Kaya, bölgesel güç dengelerinin değiştiğine dikkat çekerek özellikle Güney Kafkasya’daki gelişmelerin İran’ın stratejik hesaplarını etkilediğini belirtti: “İkinci Karabağ Savaşı sonrası Azerbaycan’ın yükselen gücü ve Türkiye’nin bölgedeki artan etkinliği, İran’ın manevra alanını daraltmıştır.”

Zengezur Koridoru ve Orta Koridor projelerinin Tahran’da yalnızca ekonomik değil, “jeopolitik kuşatma” algısı yarattığını söyleyen Kaya, Rusya’nın Ukrayna savaşındaki zayıflamasının da İran’ın dış politika zeminini daralttığını vurguladı.

“Ya dönüşecek… Ya yalnızlaşacaktır.”

İran’ın bölgesel fırsat pencerelerini hâlâ elinde tuttuğunu belirten Kaya, enerji ve ulaşım projeleri ile ekonomik işbirliklerinin ülkeye yeni alanlar açabileceğini ifade etti. Ancak bunun doğru tercihlerle mümkün olacağını şu cümleyle özetledi: “Ya dönüşecek… Ya yalnızlaşacaktır.”

Ortadoğu’da yeni bir düzenin kurulmakta olduğunu söyleyen Kaya, Türkiye’nin yükselişine, Azerbaycan’ın güçlenmesine, Körfez ülkelerinin ekonomik atılımına ve İran–İsrail geriliminin bölge dinamiklerini belirleyici rolüne dikkat çekti.

“Amacımız ne İran’ı kutsamak ne de şeytanlaştırmaktır”

Kaya, oturumun amacının ideolojik bir tutum değil, gerçekçi bir okuma olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu oturumun amacı; ne İran’ı kutsamak, ne de şeytanlaştırmaktır. Amacımız; gerçekçi, sahici ve cesur bir okuma yapmaktır.”

Toplantıya katılan uzmanların İran’ın iç dönüşümünü ve bölgesel konumunu farklı perspektiflerden değerlendireceğini belirten Kaya, oturumun yalnız bugüne değil, yarına da ışık tutmasını diledi.

Kaya konuşmasını şu sözlerle tamamladı:“Hepinize katılımınız için teşekkür ediyorum. Verimli, ufuk açıcı bir oturum olmasını diliyorum.”

Kaya’nın açılış konuşmasının tamamı şu şekilde;

Sayın katılımcılar, değerli konuklar, kıymetli panelistler;

“Ortadoğu’da Barışı Aramak” başlığıyla gerçekleştirdiğimiz bu sempozyumun, en kritik başlıklarından birine birlikte odaklanıyoruz bugün: Toplumsal ve Bölgesel Gelişmeler Işığında İran ve Yeni Bölgesel Düzen’deki Yeri.

Aslında bu başlık şunu soruyor:

Ortadoğu yeniden şekillenirken İran bu denklemde nereye düşecek? Merkeze mi…

Yoksa kenara mı?

Şunu net biçimde söylemek gerekir:

Ortadoğu’da İran’ı dışlayan hiçbir düzen kalıcı olamaz. Çünkü İran; nüfusu, tarihsel mirası, ideolojik yapısı ve jeopolitik konumuyla bu coğrafyanın sabit aktörlerinden biridir.

Ancak son yirmi yılda İran, bölgesel bir güçten, iç krizlerini yönetmekte zorlanan bir yapıya dönüşmektedir. Toplumsal huzursuzluklar, ekonomik çöküntü, yaptırımlar, meşruiyet krizi ve dış politikadaki yalnızlaşma; İran’ın bölgedeki ağırlığını yeniden tartışmaya açmıştır.

İran’ı anlamak için önce içeriye bakmak gerekir.

Bugün İran’da toplum; sistemi destekleyen değil, onu zorlayan bir noktadadır. 1979 Devrimi’nin vaat ettiği adalet, refah, özgürlük ve eşitlik…

geniş halk kitleleri açısından artık karşılıksızdır.

Seçimler bir değişim umudu olmaktan çıkmış, “daha az kötüye razı olma” aracı haline gelmiştir.

Bir başka kırılgan alan ise etnik kimlikler meselesidir.

Azerbaycan Türkleri, Kürtler, Beluciler ve Arap toplulukları, yalnızca kimlik talep etmiyor; eşit vatandaşlık, kültürel temsil ve siyasal tanınma istiyor.

Ancak merkeziyetçi ve Fars-merkezli devlet anlayışı, bu farklılıkları zenginlik değil, tehdit olarak algılıyor. Bu da toplumsal barışı daha da zedeliyor. Bölgesel cephede ise tablo daha karmaşıktır. Özellikle Güney Kafkasya, İran için stratejik bir eşiktir. İkinci Karabağ Savaşı sonrası Azerbaycan’ın yükselen gücü ve Türkiye’nin bölgedeki artan etkinliği, İran’ın manevra alanını daraltmıştır.

Zengezur Koridoru, Orta Koridor projeleri…

İran açısından bunlar yalnızca ekonomik değil, jeopolitik kuşatma olarak algılanmaktadır.

Rusya’nın Ukrayna savaşıyla zayıflaması da İran’ın sırtını dayadığı sütunlardan birini kaybetmesi anlamına gelmektedir. 

İran, yalnızlaşmaktadır.

Dış politikada ise tablo daha açık: Körfez ülkeleriyle rekabet… İsrail’le yüksek gerilim…

ABD yaptırımları… Rusya’ya artan bağımlılık…

İçeride meşruiyeti zayıflayan bir rejimin, dışarıda kalıcı güç üretmesi giderek zorlaşmaktadır.

Ancak şu da bir gerçektir: İran için hâlâ fırsat pencereleri açıktır.

Enerji koridorları… Ulaşım ağları… Bölgesel ekonomik işbirliği… Türkiye ve Azerbaycan ile dengeli ilişkiler… Körfez ülkeleriyle normalleşme…

Doğru tercihler yapılırsa İran, yalnızlıktan çıkabilir. Ama yanlış ısrarlar, İran’ı sistem dışına iter. Bugün Ortadoğu’da yeni bir düzen oluşmaktadır:

Türkiye yükselirken,

Azerbaycan güç kazanırken,

Körfez ülkeleri ekonomiyle yeni bir yol açarken,

Rusya gerilerken,

İran–İsrail gerilimi bölgeyi istiliyor.

Bu yeni denklemde İran’ın tek bir seçeneği vardır:

Ya dönüşecek…

Ya yalnızlaşacaktır.

Bu oturumun amacı; ne İran’ı kutsamak, ne de şeytanlaştırmaktır.

Amacımız; gerçekçi, sahici ve cesur bir okuma yapmaktır.

Bu çerçevede çok kıymetli konuşmacılarımız, bize İran’ın iç dönüşümünü, bölgesel hesaplaşmaları ve yeni düzenin gerçek yüzünü farklı açılardan anlatacaklar.

Bugünkü tartışmalarımızın yalnız bugüne değil, yarına da söz söylemesini diliyorum.

Hepinize katılımınız için teşekkür ediyorum.

Verimli, ufuk açıcı bir oturum olmasını diliyorum.

Açılış konuşmasının ardından Ortadoğu’da siyaset, toplumsal hareketler ve bölgesel dönüşümler üzerine çalışan; özellikle İran, Levant ve Körfez ülkelerinde yaşanan değişimleri sahadan ve akademik düzlemden takip eden önemli bir isim olan Hoda Rizk, İran’daki iç toplumsal dinamiklerin, halk hareketlerinin ve siyasal kırılmaların bölgesel dengelere nasıl yansıdığını aktardı.

İkinci konuşmacı İran iç siyaseti, devlet yapısı, dış politika doktrinleri ve bölgesel güvenlik meselesi üzerine çalışan önemli bir araştırmacı olan Hossein Pak, İran’ın devlet aklı, güvenlik stratejisi, ABD–İsrail–Körfez ülkeleriyle ilişkileri ve Rusya–Çin eksenli arayışlarını yapısal bir analizle aktardı.Aynı zamanda İran’ın neden sertleştiğini, ne zaman uzlaşabileceğini ve hangi koşullarda dönüştüğünü içerden bir perspektifle değerlendirdi.

İran’ın neden zaman zaman sertleştiği, ne zaman uzlaşmaya yöneldiği ve hangi koşullarda dönüşüm yaşadığına dair önemli iç gözlemler paylaştı.

Üçüncü konuşmacı Levent Baştürk, uzun yıllar Türkiye–İran ilişkileri, Güney Kafkasya, enerji politikaları ve bölgesel güç dengeleri üzerine çalışan bir analist, akademik ve gazetecilik yönü güçlü isim olarak kürsüdeydi.

Baştürk, İran–Türkiye ilişkilerinin geleceğini, Azerbaycan ile İran arasındaki gerilim alanlarını ve Zengezur Koridoru’nun ne anlama geldiğini, İran’ın coğrafi olarak sıkıştığı yeni jeopolitik ortamı Türkiye merkezli bir okumayla bölgedeki yeni düzenin İran açısından ne ifade ettiğini, en somut ve politik başlıklarla ortaya koydu.

Son konuşmacı Selahaddin Al-Jourchi, Ortadoğu siyaseti, islam dünyasında dönüşüm, mezhep ilişkileri ve bölgesel çatışmaların sosyal toplumsal arka planı üzerine çalışan bir düşünür olarak sahnedeydi.

Al-Jourchi, İran–İsrail gerilimini tarihsel ve siyasal bir çerçeveye oturtarak bölgede mezhep siyasetinin bölgeyi nasıl şekillendirdiğini, ideolojik kamplaşmaların barışın önündeki engellerini geniş bir tarihsel ve siyasal perspektiften aktararak İran’ın “direniş hattı” stratejisinin uzun vadede ne tür sonuçlar doğurabileceğini eleştirel bir perspektifle değerlendirdi.

Hoda Rizk: “İran bölgesel güç kaybını aşmak için diyalogu yeniden kurmalıdır”

İlk konuşmacımız   HODA RIZK

Ortadoğu’da siyaset, toplumsal hareketler ve bölgesel dönüşümler üzerine çalışan; özellikle İran, Levant ve Körfez ülkelerinde yaşanan değişimleri sahadan ve akademik düzlemden takip eden önemli bir isim.

Bugün bize; İran’daki iç toplumsal dinamiklerin, halk hareketlerinin ve siyasal kırılmaların bölgesel dengelere nasıl yansıdığını anlatacak.

Kendisi, İran’ı yalnızca bir “devlet” olarak değil;

toplumsal fay hatları, genç nüfusun beklentileri ve kadın hareketleri üzerinden okumamıza katkı sunacak.

 HODA RIZK  sempozyumdaki sunumunu bir kaç cümle ile özetlersek; “İran bölgesel güç kaybını ve zayıflığını kurmak için, bölge ülkeleri ile yeniden diyalog kurmalıdır. Sadece Arap ülkeleri ile kurulacak diyalog yetmez, başta Türkiye olmak üzere, Azerbeycan, Pakistan, Gürcistan, Çin, Rusya gibi ülkelerle yeniden diyalog içinde olmalıdır. İran Devrimini koruyarak savaş değil barışa odaklanmalıdır.” Diyerek konuşmasını bitirdi.

Hossein Pak: “Barış ABD ile yapılamaz ancak İslam ülkelerinin birliği ile mümkündür”

İkinci konuşmacımız;  HOSSEIN PAK 

Kendisi İran iç siyaseti, devlet yapısı, dış politika doktrinleri ve bölgesel güvenlik meselesi üzerine çalışan önemli bir araştırmacı.

Bugün bize İran’ın; Devlet aklı, Güvenlik stratejisi, ABD, İsrail ve Körfez ülkeleriyle ilişkileri,Rusya ve Çin eksenli arayışlarını daha yapısal bir çerçevede aktaracak.

Aynı zamanda İran’ın neden sertleştiğini, ne zaman uzlaşabileceğini ve hangi koşullarda dönüştüğünü içerden bir perspektifle değerlendirecek.

HOSSEIN PAK konuşmasının özeti diyebileceğimiz nokta ise şöyle özetlenebilinir; “ Öncelikle şunu belirtmeliyim, Ortadoğu kavramı Avrupa’dan bir bakış açısı ile kullanılıyor. Bize göre bölgemiz coğrafi açıdan, Asya’nın batısıdır. Bölgemiz Stratejik bir konumdadır. İran kendi içinde yeni bir eksen kurdu. Bunu otel odalarında değil, savaş alanlarında cephede onuru ile direnişle kurdu. Barış ABD ile yapılamaz ancak barış islam ülkelerinin birliği ile mümkündür.”

Levent Baştürk: “İsrail bölgede kanserojen bir urdur”

Üçüncü konuşmacımız Levent Baştürk.

Kendisi Türkiye–İran ilişkileri, Güney Kafkasya, enerji politikaları ve bölgesel güç dengeleri konusunda uzun yıllardır analizler yapan, akademik ve gazetecilik yönü güçlü bir isim.

Bugün bize;İran–Türkiye ilişkilerinin geleceğini, Azerbaycan ile İran arasındaki gerilim alanlarını,Zengezur Koridoru ve Orta Koridor’un ne anlama geldiğini,İran’ın coğrafi olarak sıkışmasını Türkiye merkezli bir okumayla aktaracak.

Bölgedeki yeni düzenin İran açısından ne ifade ettiğini, en somut ve politik başlıklarla ele alacağız.

LEVENT BAŞTÜRK’ün konuşmasının özeti olarak; “İsrail bölgede kanserojen bir urdur, İsrail NATO müttefiki olmamasına rağmen sanki müttefikmiş gibi davranıyor. Trump Abraham antlaşması dayanarak yeni Ortadoğu düzeni olarak tarif ederek yeni bir stratejik yönelim tarif ediyor. Yeni dünya düzeni yaklaşımı sonrasında yeni Ortadoğu düzeni söylemi gelişti.

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişki retorik düzeyde bir ilişki.Bölgede Rusya ve Çin inisiyatif kullanmamaya başlamasıyla birlikte bölgede sorunlar düzelemedi, İsrail’in etkinliği artmaya başladı”

Selahaddin Al-Jourchi: “İran’ı bir kenara atmak isteyen ülkeler büyük bir hata yaparlar“

Son konuşmacımız SELAHADDİN AL-JOURCHI 

Kendisi, Ortadoğu siyaseti, İslam dünyasında dönüşüm, mezhep ilişkileri ve bölgesel çatışmaların sosyal arka planı üzerine çalışan önemli bir düşünürdür.

Bugün bize; İran–İsrail gerilimini, mezhep siyasetinin bölgeyi nasıl şekillendirdiğini,ideolojik kamplaşmaların barışın önündeki engellerini daha geniş bir tarihsel ve siyasal perspektiften aktaracak.

Aynı zamanda İran’ın bölgedeki “direniş hattı” siyasetinin uzun vadede nasıl bir sonuç doğurabileceğini eleştirel bir zeminde değerlendirecek.

SELAHADDİN AL-JOURCHI’nin konuşmasının özeti olarak;

“İran bu bölgede örnek bir model olacaktır. Bölgede İran’dan vazgeçilemez. İran’ı bir kenara atmak isteyen ülkeler büyük bir hata yaparlar. İran devrimden 46 yıl sonra değişimler yaşadı.Humeyni tartışılırken, Hamaney daha çok tartışılıyor. Sorumluluğu en aza indirilen bir cumhurbaşkanı var, Parlemento neredeyse inisiyatifsiz.İran ekonomisi yaptırımlar nedeniyle can çekiliyor, hal açlık ve yoksulluk içinde zor günler yaşıyor. Ayrıca da politik olarak şii eksenli duruşu, Suriye ile ilişkilerindeki eksiklikler, Hizbullah’ı dayatması kendi içinde sorun yaratıyor, Hamas ile ilişki düzeyini tam anlamıyla kuramadı.”

“Bugün bu salonda yalnız İran’ı konuşmadık… Aslında Ortadoğu’nun kendisini konuştuk.”

“Toplumsal ve Bölgesel Gelişmelerin Işığında İran ve Yeni Bölgesel Düzenindeki Yeri” başlıklı oturumunun kapanış konuşmasını yapan Yıldırım Kaya, tartışmaların yalnızca İran’a değil, tüm Ortadoğu’nun geleceğine dair önemli veriler sunduğunu söyledi.

Kaya, gün boyunca yapılan analizlerin İran’ın bölgedeki yerinin ne mutlak güçlü ne de tamamen etkisiz bir pozisyon olduğunu ortaya koyduğunu belirterek, ülkenin geleceğinin askeri kapasiteyle değil, toplumsal barış, çoğulculuk ve bölgesel işbirliği ile şekilleneceğini vurguladı.

Konuşmasında İran’ın iç politik kırılganlıklarına, toplumsal talep değişimine ve dış politikadaki yalnızlaşma eğilimine dikkat çeken Kaya, bölgesel barış için somut bir öneri de sundu. İran’ın dışlanmasının sürdürülebilir hiçbir bölgesel düzen yaratamayacağını ifade eden Kaya, Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatı’nın (OBİT) Türkiye, İran, Irak, Suriye ve Mısır’ın ortak katılımıyla kurulmasının zorunlu hale geldiğini dile getirdi.

Kaya, İran’ın önünde iki temel yol bulunduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı: “Ya bölgesel işbirliği… ya bölgesel yalnızlık. Ya dönüşüm… ya tükenme.”

Konuşmasının sonunda tüm panelistlere ve katılımcılara teşekkür eden Kaya, sempozyumun amacının gerilimi değil, sağduyuyu büyütmek olduğunu vurguladı:

“Bu sempozyumun savaşın değil sözün, öfkenin değil aklın, çatışmanın değil barışın çoğalmasına katkı sunmasını diliyorum.”

Kaya’nın kapanış konuşmasının tamamı şu şekilde;

“Sayın katılımcılar, değerli konuşmacılar,

Bugün bu salonda yalnız İran’ı konuşmadık…

Aslında Ortadoğu’nun kendisini konuştuk.

İran üzerinden; gücü, gerilimi, yalnızlığı, kimliği, korkuyu, umudu ve ihtimali tartıştık.

Bir kez daha gördük ki: İran yalnızca bir dış politika aktörü değildir.

İran; aynı zamanda içeride halkıyla, dışarıda dünya ile sınanan bir ülkedir.

Konuşmalar bize şunu gösterdi:

İran ne mutlak güçlü, ne de tamamen güçsüzdür.

Ama kesin olan şudur:

İran’nın geleceği; sadece nükleer başlıklarla, sadece askeri hamlelerle değil,

Toplumsal barışla, hukukla, çoğulculukla, komşuluk siyasetiyle belirlenecektir.

İran’ın  bölgedeki yalnızlaştırma politikasını aşmanın ve bölgede birlikte bir güç olmanın yolu; Ortadoğu Barış ve İşbirliği Teşkilatını (OBİT) başta İran olmak üzere, Türkiye, Suriye, Irak ve Mısır ile birlikte oluşturmaktan geçmektedir.

Bugün İran için iki yol vardır:

Ya bölgesel işbirliği…

Ya bölgesel yalnızlık.

Ya dönüşüm…

Ya tükenme.

Bu oturum, “öngörü üretmenin” ve “tehlikeyi erken görmenin” tartışmasıydı.

Tüm konuşmacılarımıza katkıları için çok teşekkür ediyorum.

Siz değerli katılımcılara da sabırla dinlediğiniz,

soru sorduğunuz, tartışmaya katkı sunduğunuz için teşekkür ediyorum.

Bu sempozyumun; savaşın değil sözü,

öfkenin değil aklı, çatışmanın değil barışı büyütmesini diliyorum.

Hepinize saygılarımı sunuyorum.”

Ayrıca Şunları da Beğenebilirsiniz

CHP 6 Nisan’da olağanüstü kurultaya gidiyor

Manisa, Başkan Ferdi Zeyrek’e Gözyaşlarıyla Veda Etti

Siyaset ve Basının Usta İsmi Altan Öymen Hayatını Kaybetti!

Kervansaray Dağları’ndaki Altın Madeni Projesine Tepki: Ankara’da Bakanlık Önünde Eylem

Kılıçdaroğlu Yazdı: Kıskaçtan Kurtuluşun Anahtarı: Mutabakat, Liyakat ve Hukuk

ETİKETLENDİ:iranSAHİsosyal adalet hareketiYıldırım kaya
Bu Yazıyı Paylaşın
Facebook Whatsapp Whatsapp
Bir Yorum Bırak

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

HABERLER

İran’daki Protestolar Yeni Bir Eşiğe Mi Girdi? Ekonomik Tepkiden Sistemsel Krize

Sahi Gündem
Sahi Gündem
16/01/2026
Devrimden Reformizme: Sosyal Demokrasinin Küresel Serüveni ve Türkiye’de CHP Deneyimi
2025: İş Cinayetlerinin Yılı — Günde En Az 6 İşçi Hayatını Kaybetti
Fransa’da Parlamento Güçlü Yürütme Karşısında Nasıl Konumlanıyor?
Hay’at Tahrir el-Şam’ın Evrimi ve Suriye’nin Geleceği 
Önceki Sonraki

BİZİ TAKİP EDİN

FacebookBeğeni
XTakip
InstagramTakip
YoutubeAbone

YAZARLAR

Mehmet Bekaroğlu
Yıldırım Kaya
Mehtap Yücel
Zeki Kılıçaslan
Yıldırım Öztürk

Kategoriler

  • Yazarlar
  • Haber
  • Siyaset
  • Emek/Sendika
  • Dünya
  • Ekonomi

SAHİ

2025 © Her Hakkı Mahfuzdur.

Bize Yazın

Herhangi bir konu hakkında bize yazabilirsiniz.

bilgi@sahigundem.com

© Sahi Gündem. Tüm Hakları Saklıdır.
Tekrar Hoşgeldin!

Hesabınıza giriş yapın

Kullanıcı Adı veya E-posta
Şifre

Şifreni mi unuttun?