Türkiye’de uzun zamandır adım adım ilerleyen ama çoğu zaman fark edildiğinde iş işten geçmiş olan bir süreç var: “siyasetsizleştirme” Bir ülkeyi zayıflatmanın en hızlı, en görünmez ve en etkili yolu; insanların politik ilgisini öldürmek, yurttaşlık bilincini köreltmek ve toplumu kendi kaderine yabancılaştırmaktır. Bugün karşı karşıya olduğumuz tam da bu.
Siyasetsizleştirme, “siyasetin azalması” değil; siyasetin elimizden alınmasıdır. Sorunların konuşulmaması, tartışmaların bastırılması, karar alma mekanizmalarının şeffaflığını yitirmesi ve yurttaşın kendini “yetkisiz, etkisiz, anlamsız” hissetmesidir. Böylece toplumun refleksleri körelir; itiraz eden yalnızlaşır, soru soran hedef gösterilir, fikri olan susturulur.
Rutine Teslim Edilmiş Bir Ülke
Bugün Türkiye’de pek çok yurttaş büyük sorunları gündelik rutinin sisinin içinde yitiriyor. Ekonominin ağır yükü, eğitimdeki adaletsizlik, sosyal çürüme, kurumların yıpranması… Hepsi çok büyük ama topluma “sen karışma” diyen bir atmosfer içinde sıradanlaştırılıyor.
Televizyon tartışmalarında meseleler yüzeysel bir polemiğe sıkıştırılıyor; sosyal medyada ise bilgi kirliliği ile gerçek arasında duvar örülüyor. Gündelik hayatın koşuşturmacası içinde en kritik sorulara bile “boşver, bir şey değişmez” duygusu hâkim oluyor.
Topluma tarifi sessiz verilen bir ilaç gibi: İlgilenme. Tartışma. Unut.
Siyasetsizleştirme tam da bu noktada çalışmaya başlıyor.
Neden Siyaset Korkutulur?
Çünkü siyaseti konuşan toplum, hak talep etmeyi de öğrenir. Talep eden toplum ise yönetilemez değil, denetlenebilir olur. İşte bazı iktidarların asıl çekindiği tam olarak budur: Denetlenen bir düzen.
Bu nedenle siyaset, çoğu zaman kasıtlı olarak “kirli”, “tehlikeli”, “bulaşma” alanı gibi sunulur. Oysa bir ülkenin geleceğini ilgilendiren her konu —ekmek fiyatı, okul kalitesi, iş güvenliği, sağlık sistemi, özgürlükler— doğrudan siyasetin içindedir. Vatandaş siyasetten uzaklaştıkça haklarına da uzaklaşır.
Toplumsal Çöküşün İlk Belirtisi
Siyasetsizleşmiş toplumlarda güçlü olan daha güçlü, zayıf olan ise tamamen sahipsiz kalır. Çünkü dengeyi sağlayan şey, halkın sesidir.
Bir ülkede:
- Gençler “benim sesim neyi değiştirecek ki?” demeye başladıysa,
- Gazetecilik soru sormayı bıraktıysa,
- Sendikalar etkisiz bırakıldıysa,
- Akademi eleştirel düşünceden arındırıldıysa,
- Sivil toplum kriminalize edildiyse,
işte orada siyaset değil, yalnızca yönetim kalır. Yönetilen kalabalıklar… Söz söyleme hakkı elinden alınmış milyonlar…





