Bir ülkenin güvenliği sadece sınırlarıyla, teknolojik imkânlarıyla ya da yasalarıyla sağlanmaz. Güvenliğin gerçek taşıyıcıları insandır. O insan da çoğu zaman gecesini gündüzüne katan, bayramı olmayan, mesaisi belirsiz polis emekçisidir. Ancak bugün acı bir gerçekle yüz yüzeyiz, polis emekçileri sahipsizler ve tükeniyorlar.
Sahipsizlik ve bu tükenmişlik giderek daha ağır bedeller doğuruyor.
Son yıllarda artan polis intiharları, mesleki baskının ve psikolojik yükün artık taşınamaz bir noktaya geldiğini gösteriyor. TÜVTÜRK’te yaşanan son trajik olay ise meselenin sadece “bireysel yaşanılan sorunlar” olarak geçiştirilemeyeceğini, yapısal bir krizle karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha gözler önüne seriyor.
GÖRÜNMEYEN EMEK METASTAZ HALİNE GELMİŞTİR
Polislik mesleği, yalnızca suçla mücadele değildir. Aynı zamanda sürekli tetikte ve can güvenliği endişe duyma hâlidir. Sürekli risk, sürekli stres, sürekli kamuoyu baskısı ile uzayan çalışma saatleri, düzensiz vardiyalar, aile hayatının zedelenmesi, ekonomik sıkıntılar ve liyakat tartışmaları bu yükü daha da ağırlaştırıyor.
Bir polis, çoğu zaman kendi duygularını bastırarak görev yapıyor. Travmatik olaylara müdahale ediyor, şiddete tanık oluyor, bazen hedef hâline geliyor. Kendiside aynı olayları dahada derinden yaşıyor. Ancak o travmayı konuşabileceği, yükünü hafifletebileceği güvenli alanlar yeterince yok. Toplumdaki en önde görünen yüzü olarak güçlü görünmek zorunda bırakılan bir meslek grubunun iç dünyası, zamanla sessiz bir çöküşe sürükleniyor.
VİCDAN İLE GÖREV ARASINDA SIKIŞMAK
Bu meselenin bir de pek konuşulmayan boyutu var. Polis emekçilerinin önemli bir kısmı üniversite mezunu, kendi mesleğini yapamamış ve hayellerini gerçekleştirmemiş, yoksul ya da dar gelirli ailelerin çocuklarıdır. Hayata tutunmanın, ailesine destek olmanın, düzenli bir iş sahibi olmanın yolu olarak üniformayı giymiş insanlardır polis emekçileri;
Ancak toplumsal olaylarda, hak mücadelesi veren işçilerle, emekçilerle karşı karşıya geldiklerinde derin bir iç çatışma yaşayabiliyorlar.
Görev bittiğinde akşam evlerine gittiklerinde yolda başlıyor. Büyük bir pisikolojik çöküntü yaşıyorlar.
Bir yanda görev ve disiplin, diğer yanda kendi geçmişleri, kendi ailelerinin hikâyesi… Karşısındaki kalabalıkta belki babasının, kardeşinin, komşusunun yaşadığı hayatı görüyor. Bu durum, görünmeyen ama ağır bir vicdan muhasebesine dönüşüyor.
Görevini yaparken insani duygularını bastırmak zorunda kalmak, uzun vadede ciddi bir psikolojik buhrana yol açabiliyor. Bu çelişkiyi konuşmadan, sadece “emir-komuta” zinciri üzerinden meseleyi ele almak, insanı yok saymaktır.
SORUNU BİREYSELLEŞTİRMEK YANLIŞ
Her intihar sonrası yapılan açıklamalarda genellikle “kişisel sebepler” vurgusu öne çıkıyor. Oysa tekrar eden vakalar artık sistemsel bir alarmdır. Bu mesele yalnızca bireysel psikolojiyle açıklanamaz. Çalışma koşulları, kurumsal destek mekanizmaları, meslek içi baskılar ve toplumsal gerilim ortamı birlikte değerlendirilmelidir.
Sorunu konuşmak kurumu yıpratmaz; aksine kurumu güçlendirir. Şeffaflık ve çözüm iradesi, hem polis teşkilatının saygınlığını artırır hem de kamu vicdanını rahatlatır.
ÇÖZÜM İÇİN NE YAPILMALI?
Hamasi söylemler değil, somut adımlar gerekiyor.
Anayasal bir hak olan sendika üyeliği ve sendika seçme hakkı tanınmalıdır.
Bağımsız ve erişilebilir psikolojik destek birimleri kurulmalıdır. Gizlilik esaslı ve kariyer kaygısı yaratmayan destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Çalışma saatleri ve vardiya sistemi insani ölçülere çekilmelidir. Aşırı ve zorunlu mesai saatleri kaldırılmalıdır.
Ekonomik ve özlük haklar iyileştirilmeli, gelecek güvencesi güçlendirilmelidir
Atama ve tayin hakkı adil olmalıdır.
Barınma ve kreş hakkı sağlanmalıdır.
Sosyal, sanat ve kültür hakları yaşayacak imkanları oluşturulmalıdır
Liyakat ve kurum içi adalet tesis edilmelidir
Amirlerin keyfî talimatlarıyla ve siyasetçilerin peşinde çabuk çabuk mobbing son bulmalıdır.
Toplumsal olaylara müdahale sonrası psikolojik destek programları zorunlu hâle getirilmelidir
Sağlıklı beslenme için imkanlar sunulmalıdır.
GÜVENLİĞİ SAĞLAYANLARIN CAN GÜVENLİĞİ YOK
Toplum olarak şunu kabul etmeliyiz: Polis de bu toplumun bir parçasıdır. Aynı mahallede büyümüş, aynı ekonomik zorlukları yaşamış insanların çocuklarıdır. Onları sadece bir “güç unsuru” olarak görmek hem insani hem de toplumsal olarak yanlıştır.
Polis emekçilerinin haklarını, psikolojik güvenliğini sağlamadan güçlü bir toplum kurulamaz. Eğer polis emekçileri tükeniyorsa, bu yalnızca onların değil, hepimizin meselesidir.
Çözüm, görmezden gelmekte değil, insanı merkeze alan bir anlayışla yüzleşmekte gerçekleşir.
Güvenceli çalışma güvenli bir hayat





