AKP iktidarının 23 yıllık döneminde Millî Eğitim Bakanlığı tam 9 kez el değiştirdi. Ancak değişmeyen tek şey vardı: Cumhuriyetin laik, bilimsel, kamusal, karma ve anadil eğitimi anlayışından sistemli bir kopuşun adı AKP İktidarı oldu.
Eğitimde yaşanan sorunları yalnızca müfredat değişiklikleriyle, sınav sistemiyle ya da yönetmeliklerle açıklamak mümkün değil. Asıl mesele, bütçe tercihleriyle şekillenen ideolojik bir eğitim siyasetidir. Bu siyaset; kamusal okulları zayıflatan, öğretmen atamalarını sınırlayan, özel okulları büyüten, vakıf ve derneklerle yapılan protokoller üzerinden laik ve bilimsel eğitimin alanını daraltan bir hatta ilerlemektedir.
Bugün “rekor bütçe” söylemiyle pazarlanan tablo, gerçekte kamusal eğitimin tasfiyesinin mali planıdır.
Bütçe Büyüyor, Kamusal Eğitimin Payı Küçülüyor
AKP iktidarı her bütçe döneminde aynı cümleyi kuruyor: “Eğitime en büyük payı ayırdık.”
Rakamlar ilk bakışta bunu doğrular gibi görünebilir. Ancak belirleyici olan bütçenin toplamı değil, merkezi bütçe içindeki payıdır.
MEB Bütçesinin Merkezi Yönetim Bütçesine Oranı (%)
2002’de MEB bütçesinin merkezi bütçedeki payı %7,6 iken, 2018’de %12,13 ile zirve yaptı; 2023’te %9,74, 2025’te %9,85’e gerileyerek yeniden tek haneye düştü.
Bu tablo şunu gösteriyor:
AKP, 2018 sonrasında eğitimin bütçe içindeki payını bilinçli biçimde daraltmıştır. Bütçe büyürken kamusal eğitimin payı küçülmüştür. Bu bir tercihtir.
Yatırım Yoksa Eğitim de Yoktur
Eğitimde gerçek niyet, yatırımlara ayrılan paydan anlaşılır. Okul, derslik, laboratuvar, kütüphane, yurt, tam gün eğitim ve nitelikli kamusal altyapı yatırım gerektirir.
MEB Bütçesinden Yatırımlara Ayrılan Pay (%)
2002’de MEB bütçesinin %17’si yatırımlara ayrılırken, bu oran 2018’de %9, 2026’da ise %8 civarına kadar düşürüldü.
Yani 23 yılda yatırım payı yarı yarıya eritildi.
Bunun sahadaki karşılığı nettir:
Derslik ihtiyacı karşılanmıyor, ikili eğitim sürüyor.
Deprem bölgelerinde kalıcı okul yatırımları yetersiz Köy okulları kapatıldı, taşımalı eğitim yaygınlaştırıldı. Tam gün eğitim hayata geçirilmiyor.
Bu tablo bir yönetim zaafı değil, kamusal eğitimi duraksatma siyasetidir.
Atanmayan Öğretmenler, Büyüyen Özel Okullar;
Kamusal eğitim zayıflatılırken özel okulların önü sistemli biçimde açıldı.
Özel okul sayısı artarken, atanmayan öğretmen sayısı yüz binlerle ifade edilir hale geldi. Kadrolu istihdam yerine ücretli ve güvencesiz öğretmenlik yaygınlaştırıldı.
Bütçede öğretmen atamalarına yeterli pay ayrılmazken: Devlet okullarında nitelik sorunu derinleşti, veliler özel okullara ve kurslara mahkûm edildi, Eğitim hakkı parası olanla olmayan arasında bölündü.
Bu, eğitimin piyasalaştırılmasıdır.
Laikliğe Bütçeyle Müdahale
Kamusal okullara ayrılmayan kaynaklar nereye gidiyor sorusunun yanıtı bütçe kalemlerinde açıkça görülüyor.
Vakıf ve Derneklere Aktarılan Kaynaklar (Milyar TL)
2023’te vakıf ve derneklere aktarılan kaynak 4,1 milyar TL iken, 2026 için bu tutar 7,8 milyar TL olarak öngörülüyor.
Bu kaynaklar; Yunus Emre Vakfı, Türkiye Maarif Vakfı ve protokoller yoluyla okullara giren cemaat bağlantılı yapılar üzerinden kullanılmaktadır.
Yani: Okul yapımına kaynak yok, Öğretmen atamasına bütçe yok, ama protokollere ve ideolojik yapılara milyarlar var.
Bu durum laik ve bilimsel eğitimin bütçeyle kuşatılmasıdır.
9 Bakan, Tek İstikamet
AKP döneminde 9 Millî Eğitim Bakanı değişti. Ancak hepsinin ortak paydası şuydu: Laik eğitimi zayıflatmak, bilimsellikten uzaklaşmak, kamusal eğitimi daraltmak, karma eğitimi tartışmalı hale getirmek, anadil eğitimi hakkını kamusal sistemin dışında tutmak.
Cumhuriyetin eğitim devrimi; eşit, parasız, laik, bilimsel, kamusal ve karma eğitim anlayışı üzerine kuruluydu. Bu anlayış, çocukların anadilini öğrenme ve geliştirme hakkını da kamusal eğitim içinde güvence altına alıyordu.
Bugün ise ne laiklik, ne bilimsellik, ne kamusallık ne de anadil eğitimi, MEB’in gerçek öncelikleri arasında yer alıyor.
Kamusal Eğitim Neden Hedefte?
Çünkü kamusal eğitim: Eşitlik üretir, eleştirel düşünceyi güçlendirir, yurttaş bilinci oluşturur, cumhuriyet değerlerini taşır.
Bu nedenle AKP iktidarı, kamusal eğitimi duraksatırken özel okulları, vakıf ve dernek protokollerini büyütmektedir. Bu bir eğitim politikası değil, rejim tercihidir.
Sonuç Yerine;
Eğitim bütçesi teknik bir metin değildir.
Eğitim bütçesi, nasıl bir toplum istediğinizin aynasıdır.
Bugünkü MEB bütçesi şunu söylüyor: Kamusal okul yerine özel okul,
Kadrolu öğretmen yerine güvencesiz istihdam,
Laik ve bilimsel eğitim yerine protokoller,
Cumhuriyetin eğitim devrimleri yerine ideolojik kuşatma.
Bu nedenle laik, bilimsel, kamusal, karma ve anadil eğitimi mücadelesi yalnızca bir eğitim meselesi değildir. Bu mücadele, Cumhuriyetin geleceğini savunma mücadelesidir.
Cumhuriyet, yalnızca laik ve bilimsel eğitimle ayakta kalır.





