Suriye Merkezi Hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG/YPG) arasında imzalanan entegrasyon ve ateşkes anlaşmaları, sahadaki güç dengelerinin ötesinde daha geniş bir jeopolitik dönüşümün parçası olarak değerlendiriliyor.
POLİTEİA / Politik Araştırmalar Merkezi tarafından hazırlanan “SURİYE–SDG/YPG MUTABAKATI: GÖRÜNENİN ÖTESİNDE BİR STRATEJİK OKUMA” başlıklı analiz, bu mutabakatın yalnızca askeri zorunluluklardan değil; ABD, İsrail ve Şam yönetimi arasında örtük bir stratejik uyumdan kaynaklanabileceğine dikkat çekiyor.
2011’de başlayan Suriye iç savaşı, zamanla rejim–muhalefet denkleminden çıkarak küresel ve bölgesel güçlerin çıkarlarının kesiştiği çok katmanlı bir mücadele alanına dönüştü. Bu süreçte ülke, fiili olarak parçalı bir egemenlik yapısına evrilirken, merkezi devlet otoritesi ciddi ölçüde aşındı.
Özellikle Kuzeydoğu Suriye’de SDG/YPG’nin askeri, idari ve ekonomik kapasite inşa etmesi; enerji sahaları, tarım havzaları ve su kaynakları üzerindeki kontrolü sayesinde örgüte sahada olduğu kadar müzakere masasında da önemli bir avantaj sağladı.
Ancak son dönemde yaşanan hızlı çözülme, bu statükonun sürdürülemez hale geldiğini ortaya koydu.
SDG/YPG’de Hızlı ve Dirençsiz Çözülme
Rapora göre, SDG/YPG lideri Mazlum Abdi’nin açıkladığı 100 bin kişilik güç iddiası gerçeği yansıtmıyor. Örgütün askeri kapasitesini abartarak ABD’den aldığı desteği araçsallaştırdığına dair iddialar, eski mensuplar tarafından da kamuoyuna yansıdı.
On yılı aşkın sürede oluşturulan askeri ve idari yapıların çok kısa sürede, neredeyse çatışmasız biçimde merkezi yönetime devredilmesi; petrol sahaları ve stratejik tesislerden geri çekilme, SDG/YPG’nin pazarlık gücünün ani ve yapısal biçimde ortadan kalktığını gösterdi.
Analize göre bu süreç, yalnızca bir geri çekilme değil; siyasal ve ideolojik bir tasfiye anlamı taşıyor.
ABD’nin Sessizliği: Bilinçli Bir Geri Çekilme mi?
Washington’un sürece doğrudan askeri müdahalede bulunmadan yön vermesi, Ocak 2026 itibarıyla netlik kazandı. ABD, askeri ve mali desteğini kestiğini açık biçimde ortaya koyarken, SDG/YPG’nin siyasi kazanımlarına yönelik herhangi bir güvence mekanizmasını devreye sokmadı.
18 Ocak 2026’da imzalanan Ateşkes ve Tam Entegrasyon Anlaşması, bu yaklaşımın somut sonucu olarak değerlendiriliyor. Anlaşma; SDG/YPG’nin askeri unsurlarının çekilmesini, petrol ve gaz sahalarının merkezi yönetime devrini ve örgüt mensuplarının bireysel olarak Suriye devlet yapısına entegre edilmesini öngörüyor.
Bu tablo, ABD’nin SDG/YPG ile ilişkisinin taktik ve geçici niteliğini bir kez daha teyit ediyor.
Şara Yönetimi ve Uluslararası Meşruiyet Hamlesi
Ahmed eş-Şara liderliğindeki yeni Şam yönetimi, “merkezileşme” ve “ulusal birlik” söylemini dış politika aracı olarak da kullanıyor. ABD ve AB ile temasların hızlanması, İsrail karşıtlığının ideolojik eksenden çıkarılması, İran’a mesafeli ve Rusya’ya bağımlılığı azaltmayı hedefleyen bir denge siyaseti dikkat çekiyor.
Bu yaklaşımın sahadaki en çarpıcı yansıması, Kürtlerin siyasi ve kültürel haklarını genişleten kararname oldu. Kürtçenin ulusal dil statüsü kazanması, Nevruz’un resmi tatil ilan edilmesi ve uzun süredir vatandaşlık hakkından mahrum bırakılan Kürtlere yurttaşlık verilmesi, Suriye tarihinde bir ilk olarak kayda geçti.
Golan Tepeleri: Sessiz Bir Stratejik Kazanım
Raporda, 2025–2026 döneminde Suriye ile İsrail arasında yürütülen örtük görüşmelere de dikkat çekiliyor. Suriye’nin resmi haritalarında Golan Tepeleri’ni sınır gösteriminden çıkarması ve güneyde ağır askeri konuşlanmadan kaçınması, sahadaki fiili durumun kabullenildiğine işaret ediyor.
Ocak 2026’da Paris’te ABD gözetiminde yapılan görüşmeler sonucunda, iki ülke arasında doğrudan normalleşme olmaksızın ortak bir koordinasyon mekanizması kurulması kararlaştırıldı. Bu gelişme, İsrail’in kuzey sınır güvenliğini güçlendirirken, Suriye sahasında düşük profilli ama etkili bir denge oluşturdu.
İlan Edilmemiş Bir Stratejik Uyum mu?
POLİTEİA/ Politik Araştırmalar Merkezi analizine göre; ABD’nin askeri ilerlemeye fiilen engel olmaması, SDG/YPG’yi korumaya dönük bir irade sergilememesi ve Şam yönetiminin Batı ile uyumlu politikalar izlemesi birlikte değerlendirildiğinde, Şam–ABD–İsrail arasında yazılı olmayan bir stratejik uyum ihtimali güçleniyor.
Bu uyumun temel başlıkları şöyle sıralanıyor:
- İran etkisinin sınırlandırılması
- Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması
- İsrail için öngörülebilir bir komşu devlet inşası
- ABD’nin düşük maliyetli çekilme stratejisi
Türkiye Açısından Denklem Ne Anlama Geliyor?
Türkiye açısından SDG/YPG’nin tasfiye süreci, açık bir güvenlik kazanımı olarak değerlendiriliyor. Ancak rapor, bu kazanımın Türkiye’nin doğrudan oyun kurucu olduğu bir süreçten ziyade, ortaya çıkan sonuçtan fayda sağlayan bir konum yarattığına işaret ediyor.
Ankara’nın asıl sınavı, askeri sonuçları kalıcı siyasal ve hukuki teminatlara dönüştürebilmek olarak tanımlanıyor.
Yeni Düzen, Yeni Riskler
Suriye–SDG/YPG mutabakatı, yalnızca bir entegrasyon anlaşması değil; on yılı aşkın bir dönemin kapanışı ve merkezi devletin yeniden önceliklendirildiği yeni bir bölgesel düzenin işareti olarak okunuyor.
Bu yeni denklem, Türkiye için doğrudan bir karşıtlık üretmese de, manevra alanını daraltan bir denge oluşturuyor. POLİTEİA’ya göre Ankara’nın başarısı, sahadaki askeri avantajlardan ziyade, yoğun diplomasi ve stratejik derinlik ile belirlenecek.





