Dünya Çocuk Hakları Günü vesilesiyle, 0-18 yaş arasındaki her insanın “çocuk” olduğu ve tüm bu çocukların eşit haklara sahip olması gerektiği gerçeğini hatırlıyoruz. Ancak Türkiye’de açıklanan resmi veriler, bu hakların çoğunun hâlâ karşılanamadığını, aksine çocukların yoksullukla, işçilikle, suçla, eğitimden kopuşla ve erken yaşta evlilikle daha yoğun yüzleştiğini ortaya koyuyor.
Suça Sürüklenen Çocuklar:
2024 yılında Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre güvenlik birimlerine getirilen çocukların karıştığı olay sayısı önceki yıla göre %9,8 artarak 612.651 oldu.  Bu çocuklardan 202.785’i “suça sürüklenen çocuk” statüsünde.  Bu artış, çocukların suçun yalnızca mağduru değil; toplumsal yapının bir sonucu olarak da suça itilme riskiyle karşı karşıya olduğunu gösteriyor.
Çocuk İşçiliği:
TÜİK verileri, 2024’te 15-17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılma oranının %24,9 olduğunu, yani yaklaşık her dört çocuktan birinin iş gücünde yer aldığını bildiriyor.  Kayıtlı çalışan çocuk sayısı 970 binin üzerinde.  Kayıt dışı istihdam da hesaba katıldığında işçi sayısının 3,5 milyona yakın olduğu yönünde – ve bu durum, çocukların eğitim hakkından, oyun hakkından ve güvenli bir çocukluk hakkından uzaklaştığını açıkça gösteriyor. 
Kayıp Çocuklar ve Koruma Eksikliği:
Ülkemizde resmi olarak kayıp çocuklara ilişkin güncel verilerin sunulmaması da ayrı bir kırılganlık alanı: TÜİK en son 2016 yılına ait kayıp çocuk verilerini yayımlamış durumda. Bu da çocukların “görülmez” hâle geldiğini düşündürüyor. 
Eğitimden Kopuş:
2024 verilerinde doğrudan eğitimden kopuş sayısına dair net yıllık rakam her zaman yer almasa da, lise çağındaki çocukların okullaşma oranlarının düşmeye başladığı ve iş gücüne katılım oranlarının yükseldiği görülüyor. Özellikle 15-17 yaş grubu çocukların iş gücüne katılımındaki artış, eğitimden kopuş riskinin somut göstergesi. 
Çocukların Yarını Var mı?
Bu veriler, çocukların “korunacak”, “geliştirilecek”, “oynayacak” bireyler olmaktan çıkarak; yoksulluğun, iş gücünün ve suçun yükünü taşımaya zorlandığını ortaya koyuyor. Çocuk haklarının en temel maddeleri bile yeterince işletilemiyorsa — “nasıl bir gelecek?” sorusu yalnızca çocuklar için değil toplumun bütünü için acil hale geliyor.
Dünya Çocuk Günü’nde şunu net biçimde söyleyelim: Çocukların güvenliği, eğitimi, sağlığı ve hakları lütuf değil, devletin ve toplumun asli görevidir. Çocuğu yok sayan sistemler yalnızca vicdanı değil, aynı zamanda geleceği de yok eder.





