Türkiye’de asgari ücret tartışmaları her yıl aynı sahneyle açılıyor, aynı sahte tartışmayla kapanıyor. Siyasi iktidar, “komisyon toplandı” diyor; işveren cephesi sessizce bekliyor; işçi konfederasyonları masaya oturuyor ama masada karar çoktan verilmiş oluyor.
Bu bir müzakere değil.
Bu bir pazarlık hiç değil.
Bu, tek adam rejiminin emekçilere dayattığı bir ücret kararıdır.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda devlet ve işveren tarafı sayısal olarak çoğunlukta. İşçi temsilcileri ne söylerse söylesin, hangi veriyi ortaya koyarsa koysun, sonuç değişmiyor. Karar, siyasal iktidarın çoğunluğuyla alınıyor; nihai noktayı da Cumhurbaşkanı koyuyor. Ortada bir “komisyon” değil, olsa olsa kötü bir skeç var.
Rakamlar Yalan Söylemez
2003 yılında net asgari ücret 226 TL idi.
O gün bir asgari ücretliyle yaklaşık 7–8 çeyrek altın alınabiliyordu.
2020 yılında net asgari ücret 2.324 TL oldu.
Aynı ücretle 3 çeyrek altın bile zor alınıyordu.
2025’te asgari ücret 22.104 TL. Aynı ücretle 1,5 çeyrek altın bile alınamıyor. Ayrıca da;
Bugün bu ücretle bir ailenin gıda harcaması bile karşılanamıyor.
TÜRK-İŞ’in açıkladığı açlık sınırı 30 bin liraya dayanmış, yoksulluk sınırı 90 bin lirayı aşmış durumda. Yani bugün asgari ücret: Açlık sınırının altında, Yoksulluk sınırının ise çok gerisinde.
Bu tabloya rağmen iktidar hâlâ “artış yaptık” demeye devam ediyor. Oysa yapılan artış değil, enflasyon karşısında ücretin biraz daha geç erimesini sağlamak.
Ana muhalefet partisi CHP Ne Diyor? Net ve Açık
Cumhuriyet Halk Partisi bu tabloya karşı net bir tutum aldı:
Asgari ücret 39.000 TL olmalıdır.
Bu rakam bir temenni değil.
Bu rakam, bugünkü yaşam maliyetlerinin, gıda fiyatlarının, barınma giderlerinin ve enerji faturalarının ortaya koyduğu asgari insanca yaşam hesabıdır.
Asgari ücret açlık sınırının üzerinde olmalıdır. Nokta. Bu bir “lütuf” değil, bir insan hakkıdır.
İşveren ve Devlet Sorumluluktan Kaçamaz
Elbette işveren de bu yükün altına tek başına sokulamaz. Ama çözüm, ücreti bastırmak değildir. Çözüm; devletin işvereni vergi indirimiyle, prim desteğiyle, üretim teşvikleriyle desteklemesidir.
Aksi halde ne oluyor?
Fabrikalar yurt dışına taşınıyor.
Üretim kaçıyor.
İşsizlik artıyor.
Emekçi daha da yoksullaşıyor.
Devlet, hem emekçiyi hem üretimi korumak zorundadır. Bunun adı sosyal devlettir. Bugün Türkiye’de eksik olan tam da budur.
Sendikalara Açık Çağrı
Ancak bir gerçek daha var:
Bu tablo sadece iktidarın marifetiyle oluşmadı.
Sendikalar ve konfederasyonlar, yıllardır bu süreci seyirci koltuğundan izliyor. Masada varlar ama sokakta yoklar. Oysa bu mesele masa başında çözülecek bir mesele değildir.
Asgari ücret, politik bir meseledir.
Ve politik meseleler eylemle, grevle, toplumsal baskıyla kazanılır.
Bugün ihtiyaç olan şey;
Daha görünür,
Daha cesur,
Daha kitlesel bir sendikal mücadele hattıdır. Fiili ve meşru mücadeleyi, BİRLEŞİK EMEK HAREKETİNİ oluşturarak yükseltme zamanıdır.
Aksi halde her yıl aynı tiyatro oynanır, fatura yine emekçiye kesilir.
Son Söz
Asgari ücret bir rakam değildir.
Asgari ücret bir yaşam sınırıdır.
Bugün bu sınır bilinçli biçimde aşağı çekiliyor.
Ve buna karşı susmak, bu düzene razı olmak demektir.
Biz razı değiliz.
Asgari ücret 39.000 TL olmalıdır.
Sendikalar masaya değil, sokağa çıkmalıdır.
Bu düzen değişmelidir.





