2025 yılı, Türkiye’de eğitimin sorunlarının “fark edilemediği” değil, bilinmesine rağmen çözülmek istenmediği bir yıl olarak kayda geçti. Yaşananlar bir yönetim zafiyeti değil; tercihlerle, ısrarla ve ideolojik yönelimlerle şekillenen bilinçli bir tasfiye sürecinin sonucudur.
Milli Eğitim Bakanlığı’nın karşı karşıya olduğu tabloyu tek tek sıralamak mümkün. Ancak asıl mesele, bu sorunların artık geçici değil, kalıcı ve sistematik hale getirilmiş olmasıdır.
Öğretmen Açığı, Atama Krizi ve Mülakat Israrı
2025 boyunca on binlerce öğretmen açığı kadrolu atama yoluyla kapatılmadı. Bunun yerine ücretli öğretmenlik yaygınlaştırıldı. KPSS gibi nesnel ve merkezi bir ölçme sistemi varken, mülakat ısrarla sürdürüldü. Aynı puanı alan öğretmenlerden biri atanırken, diğeri elendi.
Mülakat artık bir değerlendirme yöntemi değil, siyasi sadakat filtresine dönüşmüştür. Bu durum öğretmenler arasında adalet duygusunu yıkmış, genç meslektaşlarımızın devlete olan güvenini derinden sarsmıştır.
Ücretli Öğretmenlik: Güvencesizliğin Kurumsallaşması
Ücretli öğretmenlik 2025’te istisna olmaktan çıkmış, sistemin asli unsurlarından biri haline getirilmiştir. Asgari ücretin altında gelirle çalışan, sosyal güvenceden yoksun öğretmenlerle “nitelikli eğitim” hedeflenemez. Öğretmen açığı neredeyse 250 bine ulaştı, açıklanan atama sayısı ise 29 binde kaldı. 92.500 ücretli öğretmen çalıştırılarak açık kapatılmaya çalışılmaktadır.
Öğretmeni güvencesizleştiren bir sistem, öğrenciyi de güvencesiz bir geleceğe mahkûm eder. Bu bir tasarruf politikası değil; kamusal eğitimi aşındırma tercihidir.
Kar Tatilinde Açlığa Mahkûm Edilen Ücretli Öğretmenler
Ancak en ağır tablo, ücretli öğretmenler açısından yaşandı. 2025 kışında kar tatilleri nedeniyle okullar kapandığında, ücretli öğretmenlere tek kuruş ödenmedi. Ders yoksa ücret de yok anlayışıyla binlerce öğretmen günlerce, haftalarca gelirsiz bırakıldı.
Kar tatili öğretmenin tercihi değildir. Buna rağmen ücret kesintisi bir idari uygulama değil, açık bir cezalandırmaya dönüştürülmüştür. Kira ödeyen, çocuk büyüten, faturalarını karşılamaya çalışan öğretmenler, devlet eliyle açlığa ve borca mahkûm edilmiştir.
Bu durum ne hukuka, ne vicdana, ne de sosyal devlet ilkesine sığar.
Öğretmen Maaşları: Yoksulluk Sınırının Altında
2025 yılı, kadrolu öğretmenlerin de ciddi bir ekonomik sıkışma yaşadığı bir yıl oldu. Öğretmen maaşları artan hayat pahalılığı karşısında eridi. Büyükşehirlerde görev yapan bir öğretmen, barınma, ulaşım ve temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanır hale geldi. Öğretmenlik artık orta sınıf bir yaşamı dahi garanti etmeyen bir mesleğe dönüştürüldü. Eğitimin niteliğinden söz eden bir yönetimin, öğretmenini yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm etmesi kabul edilemez.
Okullar Personelsiz Açıldı
2025’in ilk aylarında birçok okul temizlik personeli olmadan açıldı. Güvenlik görevlisi olmayan okullar sıradanlaştı. Öğrenciler uyuşturucu çetelerinin pençesine terk edildi. Veliler sınıfları temizlemek zorunda bırakıldı. İŞKUR üzerinden geçici çözümlerle aylar kurtarılmaya çalışıldı.
Bu tablo kaynak yetersizliğinden değil, önceliklerin bilinçli olarak başka alanlara kaydırılmasından kaynaklanmaktadır.
Kalabalık Sınıflar, Yetersiz Binalar ve Derslikler
40–50 kişilik sınıflar artık istisna değil, kural haline gelmiştir. Depreme dayanıklılığı tartışmalı binalarda eğitim sürdürülmektedir. Yeni okul yatırımları yok denecek kadar azdır. Eğitim hem pedagojik hem de fiziki olarak sıkışmıştır.
Laik ve Bilimsel Eğitimden Sistemli Uzaklaşma
2025 yılı, protokoller yoluyla tarikat ve cemaatlerin eğitim alanında daha görünür hale geldiği bir yıl olmuştur. Bilimsel ve laik eğitim anlayışı geri plana itilmiş, pedagojik olmayan içerikler çocuklara dayatılmıştır.
Eğitim, çocukların özgürleştiği bir alan olmaktan çıkarılıp ideolojik bir laboratuvara dönüştürülmektedir.
Eşitsizlik Derinleşti, Yoksul Çocuklar Yalnız Bırakıldı
Yoksul ailelerin çocukları beslenme sorunlarıyla, taşımalı eğitim mağduriyetleriyle ve okul terkleriyle baş başa bırakıldı. Özel okul–devlet okulu arasındaki makas daha da açıldı. Eğitim, eşitsizlikleri azaltan değil, derinleştiren bir alana dönüştürüldü.
Rekor Bütçe Söylemi, Gerçek Yoksulluk
Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi “rekor” olarak sunuldu. Ancak bu bütçe sınıfa, öğretmene ve öğrenciye yansımadı. Kaynaklar okulun değil, merkezî ve ideolojik harcamaların hizmetine sunuldu.
Sonuç: Bu Bir İhmal Değil, Bilinçli Bir Tercih
2025’te yaşananlar, tesadüf değildir. Öğretmen açığının kapatılmaması, mülakatın sürdürülmesi, öğretmen maaşlarının eritilmesi, ücretli öğretmenlerin açlığa mahkûm edilmesi ve laik eğitimin aşındırılması; aynı politik hattın parçalarıdır.
Öğretmeni yoksullaştıran, öğrenciyi eşitsizliğe mahkûm eden bir sistemden nitelikli eğitim çıkmaz.
Eğitim bir ülkenin geleceğidir.
Geleceği güvencesizliğe, yoksulluğa ve ideolojik dayatmalara teslim edenler, yalnızca bugünü değil yarını da karartmaktadır.
Bu ülkenin çocukları protokollere değil, öğretmenine ve bilime emanet edilmelidir.





