Türkiye’de 2025 yılı, işçi sınıfı açısından bir kez daha ölümle, güvencesizlikle ve cezasızlıkla anılan bir yıl oldu. İSİG Meclisi raporuna göre, 2025 yılında en az 2.105 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.
Bu, her gün ortalama en az 6 emekçinin işe giderken ya da işten dönerken hayatını kaybettiği anlamına geliyor. Bu tablo, münferit kazaların değil, sistematik bir emek rejiminin sonucu olarak karşımızda duruyor.
Toplu Ölümlerle Hafızalara Kazınan 2025
2025 boyunca yaşanan bazı iş cinayetleri, yaşanan yıkımın boyutunu gözler önüne serdi.
8 Kasım’da Kocaeli Dilovası’nda Ravive Kozmetik’te çıkan yangın ve patlamada, 3’ü çocuk, 6’sı kadın olmak üzere 7 işçi hayatını kaybetti.
23 Temmuz’da Eskişehir Seyitgazi’de çıkan orman yangınını söndürme çalışmaları sırasında 5’i Orman Genel Müdürlüğü işçisi, 5’i AKUT gönüllüsü olmak üzere 10 kişi yaşamını yitirdi.
1 Mart’ta Hatay Antakya’da, Akarsu Çelik Yapı firmasına ait servis aracının tıra çarpması sonucu 3’ü çocuk 7 işçi öldü.
Bu örnekler, iş cinayetlerinin yalnızca fabrika ya da şantiyelerde değil; servis yollarında, yangın alanlarında, denetimsiz üretim alanlarında yaşandığını gösteriyor.
Ölenlerin Büyük Çoğunluğu Ücretli ve Güvencesiz
2025 yılında iş cinayetlerinde yaşamını yitirenlerin:
- 1.761’i ücretli (işçi ve memur)
- 344’ü kendi nam ve hesabına çalışan (çiftçi ve esnaf)
Ölümlerin yüzde 84’ünün ücretli çalışanlar olması, sermaye karşısında korumasız bırakılan emekçilerin nasıl bir risk altında çalıştığını ortaya koyuyor.
Üç İşkolu, Yüzde 56 Ölüm
İş cinayetlerinin yüzde 56’sı (1.179 ölüm) yalnızca üç işkolunda gerçekleşti:
inşaat, tarım ve taşımacılık.
Bu işkollarında uzun çalışma saatleri, yoğun tempo, sigortasızlık, taşeronlaşma ve denetimsizlik olağan hale gelmiş durumda. Sendikal örgütlenme ise ya yok denecek kadar zayıf ya da yalnızca belirli mesleklerle sınırlı.
Sektörlere göre ölümler şöyle dağıldı:
- Sanayi: 691
- İnşaat: 521
- Hizmet: 478
- Tarım: 415
Kadın İşçiler tehlikede
2025’te iş cinayetlerinde 138 kadın, 1.967 erkek işçi hayatını kaybetti.
Kadın işçilerin çalıştığı alanlar; tarımdan tekstile, sağlıktan belediye işlerine kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor. Bu durum, kadın emeğinin de giderek daha fazla güvencesiz ve korumasız alanlara itildiğini gösteriyor.
Çocuk İşçilikte Tarihin En Karanlık Yılı
2025, çocuk işçiliği açısından kara bir rekor yılı oldu.
94 çocuk işçi hayatını kaybetti; bunların 26’sı 14 yaş ve altıydı.
Özellikle MESEM uygulamasıyla yüzbinlerce çocuk, eğitim adı altında haftanın büyük bölümünü işyerlerinde geçiriyor. Çocuklar 10–12 saate varan sürelerle çalıştırılıyor, aldıkları 7–12 bin TL’lik ücret ise işsizlik fonundan karşılanıyor. Bu tablo, çocuk emeğinin devlet eliyle meşrulaştırıldığını ortaya koyuyor.
Yaşlılıkta Emek, Yaşlılıkta Ölüm
2025’te 50 yaş ve üstü en az 684 işçi yaşamını yitirdi.
Emekli olamayan ya da emekli olsa bile geçinemediği için çalışmaya devam eden işçiler; inşaatlarda, tarlalarda, sokaklarda atık toplarken düşerek, zehirlenerek ya da trafik kazalarında hayatlarını kaybetti.
Göçmen İşçiler En Kırılgan Kesim
2025 yılında 91 mülteci/göçmen işçi iş cinayetlerinde öldü.
Suriyeli, Afganistanlı, Türkmenistanlı, İranlı ve birçok farklı ülkeden gelen göçmen işçiler; çoğu zaman kayıt dışı, denetimsiz ve en tehlikeli işlerde çalıştırıldı.
Sendikasızlık Ölümle Eş Anlamlı
İş cinayetlerinde ölenlerin yalnızca yüzde 2,37’si sendikalı, yüzde 97,63’ü sendikasızdı.
Bu veri, sendikal örgütlenmenin yalnızca bir hak değil, hayatta kalma meselesi olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
İş Cinayetleri Ülkenin Her Yerinde
2025 yılında iş cinayetleri Türkiye’nin 79 ilinde ve ayrıca 26 ülkede yaşandı.
En fazla ölümün görüldüğü şehirler İstanbul, İzmir, Antalya, Ankara ve Hatay oldu.
Bu Bir Kaza Değil, Bir Rejimdir
Ortaya çıkan tablo, rastlantıların değil; neoliberal (vahşi kapitalist) politikaların sonucudur.
Türkiye, bu politikalarla bir ucuz emek cennetine dönüştürülmüş; sendikalaşma engellenmiş, işçi eylemleri bastırılmıştır.
Daha da çarpıcı olan ise, mevcut sendikal yapıların önemli bir bölümünün artık işçilerin değil, sermayenin istikrarını koruyan araçlara dönüşmüş olmasıdır.
İşçilerin ve emekçilerin toplumda bağımsız bir sosyal ve siyasal güç haline gelememesi, iş cinayetlerinin temel ve yapısal nedenidir.






